Welcome, Guest
You have to register before you can post on our site.

Username
  

Password
  





Search Forums

(Advanced Search)

Forum Statistics
» Members: 6
» Latest member: Faruq
» Forum threads: 1,946
» Forum posts: 2,016

Full Statistics

 
Dikkat-1 "Men yehdillâhu felâ mudille leh. Ve men yud'lil felâ hâdiye leh "
Posted by: SeliM35 - 5 hours ago - Forum: Günün Ayeti - No Replies



أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم


مَنْ يَهْدِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هَادِىَ لَهُ

"Men yehdillâhu felâ mudille leh. Ve men yud'lil felâ hâdiye leh "


Meali :

AIlah (C.C) bir kimseyi hidayete erdirirse, kimse onu saptıramaz. O kimi de dalâlete iterse, kimse onu hidayete getiremez.

(Kehf, 18/17)


Dikkat : kurandaki ayet yok calmış yok etmiş deccal aleyhillane


https://sorularlaislamiyet.com/kuran-i-k...ahrum-eder

18. Sure-Kehf  Suresi 17. Ayet

    Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
    ۞ وَتَرَى ٱلشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَٰوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ ٱلشِّمَالِ وَهُمْ فِى فَجْوَةٍ مِّنْهُ ۚ ذَٰلِكَ مِنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ ۗ مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ وَلِيًّا مُّرْشِدًا
    (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.

https://www.namazzamani.net/kuranmeali/k...7.ayet.htm

Lütfen Dikkat Ediniz :

Hani ayetin metni nerede hutbede her cuma okunan ayet ve dua imamın minberdeki hutbe duası nerde bu ayet kim çaldı kim sildi bunu
ben bulamadım ya bana sildi sizde bakıp arayın bulamazsanız malesef kuran oynanıyor deccal pisliği oynuyor

https://islamiforum.biz/showthread.php?tid=769


39. Zümer suresi, 37. ayet


Allah, kimi doğru yola iletirse, onu saptırabilecek yoktur. Allah, Mutlak Üstün Olan; intikam sahibi olan değil midir?
وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُضِلٍّۜ اَلَيْسَ اللّٰهُ بِعَز۪يزٍ ذِي انْتِقَامٍ
Ve men yehdillahu fe ma lehu min mudıll, e leysallahu bi azizin zintikam.


İsrâ  Suresi 97. Ayet

    Ve men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehum evliyâe min dûnih(dûnihî), ve nahşuruhum yevmel kıyâmeti alâ vucûhihim umyen ve bukmen ve summâ(summen), me’vâhum cehennem(cehennemu), kullemâ habet zidnâhum saîrâ(saîren).
    وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِهِۦ ۖ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا ۖ مَّأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۖ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَٰهُمْ سَعِيرًا
    Allah, kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız.



Print this item

PNG-1 PNG Glossy Orbs Web Buttonlar V050720240439
Posted by: SeliM35 - 07-05-2024, 05:52 AM - Forum: PNG Web Button Resimleri - No Replies

PNG Glossy Orbs Web Buttonlar V050720240439
   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

   

Orange Tasarım

AI ile Oluşturuldu

Bizim isteklerimiz Dogrultusunda Yapay Zeka Tarafından Tasarlanan Fotoğraflar Serisi

Bu Fotograf ve Grafikler Freepik Pikaso AI image Generator ile Bizim isteklerimiz Dogrultusunda Yapay Zeka Tarafından Tasarlanan Fotoğraflar

Print this item

Ilkbizde-1 Editable Dini E-Kart Templateler - V26062024150736P1
Posted by: SeliM35 - 06-27-2024, 05:38 AM - Forum: Dini&islami Fon Resimleri - No Replies

Editable Dini E-Kart Templateler -  V26062024150736P1

   

   

   

   

   

   

   

Orange Tasarım

AI ile Oluşturuldu

Bizim isteklerimiz Dogrultusunda Yapay Zeka Tarafından Tasarlanan Fotoğraflar Serisi

Bu Fotograf ve Grafikler Microsoft AI image Generator ile Bizim isteklerimiz Dogrultusunda Yapay Zeka Tarafından Tasarlanan Fotoğraflar


Fon Resimi;Cadres;Rahmen;Çerçeve:Arka Fon;Fon Resimi Tasarımı;fon resimleri;editable dini fon resim;arka fon resimleri;hintergrund bilder;wallpapers;JPG Çerçeve;Çerçeveli Resim;Çerçeveli Grafik Resim;Editable Çerçeveli Grafik Resim;Editlenebilir bedava JPG Çerçeve;Frafik malzemesi;grafiker malzemeleri;webmaster malzemeleri;konu resimi için;Bayram e-kart için;Kandil gecesi e-kart için;Cuma e-kart için;güzel söz yazmak için;e-kart grafikleri için;tema için;Background Image;Cadres;Rahmen;Frame:Background;Background Image Design;background images;editable religious background image;background images;hintergrund bilder;wallpapers;JPG Frame;Framed Image;Framed Graphic Image;Editable Framed Graphic Image;Editable free JPG Frame; Graphic material; Graphic designer materials; Webmaster materials; For subject image; For Eid e-card; For Kandil Night e-card; For Friday e-card; For writing beautiful words; For e-card graphics; For theme;Hintergrundbild;Kader;Rahmen;Rahmen:Hintergrund;Hintergrundbilddesign;Hintergrundbilder;bearbeitbares religiöses Hintergrundbild;Hintergrundbilder;Hintergrundbilder;Hintergrundbilder;JPG-Rahmen;Gerahmtes Bild;Gerahmtes grafisches Bild;Bearbeitbares gerahmtes grafisches Bild;Bearbeitbarer kostenloser JPG-Rahmen ; Grafikdesignermaterialien; Für E-Cards zum Thema „Freitag“

Print this item

  İstihare Duasının Arapçası
Posted by: SeliM35 - 06-08-2024, 08:20 PM - Forum: istek ve Hacet Duaları - No Replies

İstihare Duası Arapça

İstihare Duasının Arapçası

اللَّهُمَّ إِنِّى أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ ، اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ خَيْرٌ لِى فِى دِينِى وَمَعَاشِى وَعَاقِبَةِ أَمْرِى - أَوْ قَالَ عَاجِلِ أَمْرِى وَآجِلِهِ - فَاقْدُرْهُ لِى وَيَسِّرْهُ لِى ثُمَّ بَارِكْ لِى فِيهِ ، وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ شَرٌّ لِى فِى دِينِى وَمَعَاشِى وَعَاقِبَةِ أَمْرِى - أَوْ قَالَ فِى عَاجِلِ أَمْرِى وَآجِلِهِ - فَاصْرِفْهُ عَنِّى وَاصْرِفْنِى عَنْهُ ، وَاقْدُرْ لِى الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنِى.

Print this item

Oku-1 Ye'cüc ve Me'cüc
Posted by: SeliM35 - 06-08-2024, 01:34 PM - Forum: Büyük Alametler ve Ahirzaman - No Replies

Ye'cüc ve Me'cüc

Yecüc ve Mecüc (Arapça: يَأْجُوج وَ مَأْجُوج; İbranice: גּוֹג וּמָגוֹג, Gōg ū-Māgōg), kimi dinlerde bahsi geçen efsanevi varlıklar (topluluk, insanlar ya da cüceler). Bu varlıklar çeşitli dinlerde, mitolojilerde ve kültürlerde cüceler veya dev, şeytan, kavimler veya ülkeler olarak anılır.

Efsanenin kaynağı olarak görülen İbrani Kutsal Kitabıʼnda (Eski Ahit) Gog bir kişi ve Magog onun toprağı[1] olarak görülür. (Hezekiel 38:2-3) Yaratılış 10’da ise Magog bir insandır, Gog’dan bahsedilmez. Bundan yüzyıllar sonra Yahudi rivayetlerinde Ezekiel’in “Magog’dan Gog” deyimi "Gog ve Magog"’[2] Yeni Ahit vahiy kitabında ise "Gog ve Magog kavmi"ne[3] dönüşmüştür. Roma döneminde İskenderin “İskender kapısı”nı inşa etmesiyle onlar adına bir efsane üretilir ki buna göre kapı bu kavmi engellemek üzerine inşa edilmiş olmaktaydı.

Romalı Yahudi tarihçi Josephus onları Yaratılış'ta bahsedilen Magog'un soyundan gelenler olarak tanımladı ve onların İskitler olduğunu söyledi. Erken Hristiyan yazarların elleriyle onlar kıyamet alameti olan sürülere dönüştürüldüler. Orta Çağ boyunca Vikingler, Hunlar, Hazarlar, Moğollar, Ural-Altay Türkleri ve diğer göçebeler ve hatta İsrail'in kayıp kabileleri Yecüc ve Mecüc olarak tanımlandı.

Birçok İncil bilgini[4] Lidyalı Gyges'in, Hezekiel Kitabı ve Vahiy Kitabı'nda adı geçen Magog'un hükümdarı Gog'un İncil'deki figürü olduğuna inanır.

Yahudi-Hristiyan kaynakları /Gog ve Magog

Eski Ahit
    Hezekiel 38:1-10 RAB bana şöyle seslendi: “İnsanoğlu, yüzünü Magog ülkesinden Roş'un, Meşek'in, Tuval'ın önderi Gog'a çevir, ona karşı peygamberlik et. De ki, ‘Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roş'un, Meşek'in, Tuval'ın önderi Gog, sana karşıyım. Seni geldiğin yoldan geri çevirecek, çenelerine çengel takacağım. Seni ve bütün ordunu, atları, tam donanmış atlıları, küçük büyük kalkanlı, hepsi kılıç kullanan büyük kalabalığı dışarıya sürükleyeceğim. Onlarla birlikte hepsi kalkanlı, miğferli Persleri, Kûşluları, Pûtluları, Gomer'in bütün ordusunu, uzak kuzeydeki Beyttogarma'nın bütün ordusunu ve yanındaki "birçok ulusu" da sürükleyeceğim.[5]

Hazır ol! Yanındaki bütün toplulukla, evet çevrene toplanmış olanların hepsiyle birlikte hazırlık yap. Onlara sen önderlik edeceksin. Uzun zaman sonra seni yoklayacağım. Yılların sonunda, milletler arasından toplanıp çoktandır viran durumdaki İsrail dağlarına getirilmiş, kılıçtan kurtarılmış insanların diyarına gireceksin. O sırada milletler arasından çıkarılıp bu diyara getirilmiş halkın tümü güvenlik içinde yaşıyor olacak. Ve sen mutlaka çıkıp geleceksin. Bir fırtına gibi üzerlerine yürüyeceksin. Sen, tüm orduların ve yanındaki halklarla, diyarı kara bulutlar gibi kaplayacaksın.’[6]

Magog, Ulusların Çizelgesinde Tekvin'de 10:02 bir halka veya ulusa adını veren atası olarak görünür:
Yafes oğulları: Gomer, Magog, Maday, Javan, Tubal, Meşeç ve Tiras.[7]

Gog MÖ 5. yüzyılda Eski Ahit'in iki tarih kitabı 5: 3. 4.'de Reuben (İbranice: רְאוּבֵן‎, re'uwên; kökleşik: Rəʾuven; Tiberianca: Rəʾûḇēnde patrik Jacob'un en büyük oğlu) bir torunu olarak listelenmiştir.

Yeni Ahit vahiy kitabı


    Vahiy 20:7 Bin yıl tamamlanınca Şeytan atıldığı zindandan serbest bırakılacak. 8 "Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları" –Gog'la Magog'u saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur. 9 "Yeryüzünün dört bir yanından gelerek" kutsalların ordugahını ve sevilen kenti kuşattılar. Ama gökten ateş yağdı, onları yakıp yok etti.

İslam dininde

Yecüc ve Mecüc kavimlerinin isimleri Kur'an'ın Kehf Suresi ve Enbiya Suresi'nde geçmektedir.
Kur'an'da yecüc ve mecüc

Kehf Suresi 93.-99. ayetlerde seddin yapımı şöyle anlatılır:

93- Nihayet iki dağ arasına ulaştığında, onların önünde, hemen hemen hiç söz anlamayan bir millet buldu.

94- "Ey Zülkarneyn!" dediler, "Ye’cüc ve Me’cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi vermeyi teklif ediyoruz, ne dersin?"

95- O da şöyle cevap verdi: "Rabbimin bana verdiği imkânlar, sizin vereceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana beden gücüyle yardımcı olun da sizinle onlar arasında sağlam bir sed yapayım."

96- "Demir kütleleri getirin bana!" Zülkarneyn iki dağın arasını demir kütleleriyle doldurtup dağlarla aynı seviyeye getirince: "Körükleyin!" dedi. Tam onu bir ateş haline getirince, "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim." dedi.

97- Artık o Ye’cüc ve Me’cüc’ün, ne seddi aşmaya, ne de onda delik açmaya güçleri yetmedi.

98- Zülkarneyn: "Bu, Rabbimden bir rahmettir, bir lütuftur, dedi. Rabbimin tayin ettiği vakit gelince, bunu yerle bir eder. Rabbimin vâdi mutlaka gerçekleşir."

99- O gün, yani kıyamet günü onlar deniz dalgaları gibi birbirine çarparak çalkalanırlar. Sûr’a da üfürülür, insanların hepsini bir araya toplarız.

Enbiya Suresi 96.-97. ayetlerde seddin yıkılması şöyle anlatılır:

96- Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc’ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başlarlar.

97- Ve doğru vaat vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır, "Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!" diyecekler.
Hadîslerde yecüc ve mecüc

İslam Peygamberinin bazı hadislerinde Yecüc ve Mecüc, kıyamet alametlerinden birisi olarak geçer. Bu kavmin çıkışı Mehdi'nin çıkışından ve İsa Mesih'in sahte mesih Deccal'i öldürmesinden sonra gerçekleşecektir. Yecüc ve Mecüc, Allah'ın kendilerine musallat edeceği bir tür ile helak edileceklerdir.

Yecüc Mecüc öylesine kalabalık bir topluluktur ki ırmakların ve göllerin suyunu içerek tüketebilirler. Hepsi birden tek bir insanın ölümü gibi ölecekler, öldüklerinde leşlerinin kaplamadığı bir karış yer bulunamayacak. Bunlara ne dağ dayanır ve ne de demir. Onların ikinci sınıfı da kulaklarının birini serer, ötekini de kendisine yorgan yapıp öyle yatar. Fil, yabani hayvan, deve ve domuz ne görürlerse yerler. Onlardan birisi öldüğünde de onu yerler, Onların bir ucu Şam'da, bir ucu Horasan'da olacaktır. Doğu nehirlerinin tümünü ve Taberiye Gölü'nü de içeceklerdir.[8]
Diğer kaynaklar

Yecüc ve Mecüc "Âdemoğulları"dır, yani insandırlar, belirli bir halkın kovulmuş oldukları yıkık bir şehre o halk geri döndükleri zaman Yecüc ve Mecüc salıverileceklerdir. Bazı bilginler bu şehrin Kudüs olduğunu öne sürdüler.[9]

İbn Hordadbeh, dokuzuncu Abbasi halifesi el-Vâsık zamanında (842-847) halifenin elçisi ve çevirmen Sallam'ın Orta Asya üzerinden Yecüc ve Mecüc seddine kadar yolculuğuna bir eserinde değinmiştir.[10] El-Vâsık rüyasında seddin yıkıldığını görür ve Sallam'a gidip Yecüc ve Mecüc kavimlerinin durumunu araştırmasını ister, Sallam gidip Sedd'i yerinde görür ve istilacı kavmin seddin diğer tarafında olduğunu halifeye bildirir.[11] Her iki kaynakta kastedilen Yecüc Mecüc Seddi, Çin Seddi'dir.

Kâşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta 1072 - 1074 yılları arasında yazılan Divânu Lügati't-Türk'te bulunan bir haritanın en doğusunda yarım daire görünümlü kalın bir kırmızı şeritle ayrılmış "Ye'cûc ve Me'cûc ülkesi" (Ar. Arz-ı Ye'cüc ve Me'cüc) ve hemen yanına "Sedd-i Zü'l-Karneyn" yazılmıştır.

14. yüzyılda Müslüman gezgin İbn Battuta, Çin'e gitti ve Zeytun (Çince: 泉州, Quánzhōu) kentinde Müslüman tüccarlardan oluşan büyük bir topluluk ile karşılaştı. Seyahatnâmesinde, Zeytun ile Yecüc ve Mecüc Seddi arasında altmış günlük yolculuk olduğunu belirtir.[12] İbn Battuta seyahat günlüğü notlarında, Zü'l-Karneyn Seddi (veya Yecüc ve Mecüc Seddi) ile Çin Seddi'ni kastetmektedir.[13]

Ali Şîr Nevaî, Hamse eserindeki Sedd-i İskenderî bölümünde Zülkarneyn'i, İskender'e atfeder.

20. yüzyıl bilginlerinden Emil Abegg ve Jean Przyluski Gog ve Magog efsanesinin Koka and Vikoka isimli Hindu figürleri ile benzerliklerine işaret etmişlerdir.[14][15] ve Fransız metefizikçi René Guénon daha ileri giderek hikâyede bahsedilen büyük duvarı Hindu anlayışındaki Dünyayı (loka) dışarıdaki karanlıktan (aloka) ayıran "dairesel duvar" (Lokâloka) ile ilişkilendirmiştir.[16]


Kehf / 94. Ayet
قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا

Onlar: “Ey Zülkarneyn! Ye’cûc ve Me’cûc dediğimiz hak hukuk tanımaz kabileler, iki dağın arasındaki şu geçitten bize sürekli saldırarak bu ülkede bozgunculuk yapıp duruyorlar. Sana bir miktar vergi versek de, bizimle onların arasında aşamayacakları bir set yapsan olmaz mı?”

Enbiyâ / 96. Ayet
حَتّٰٓى اِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ

Nihâyet bir zaman gelecek, Ye’cûc ve Me’cûc’un seddi açılacak, her tepeden yığın yığın akın etmeye başlayacaklar.

Print this item

Oku-1 Yecüc Mecüc Kavmi İle İlgili Kur'an Ayetleri
Posted by: SeliM35 - 06-08-2024, 01:30 PM - Forum: Kurandaki Kıyamet Alametleri - No Replies

Yecüc Mecüc Kavmi İle İlgili Kur'an Ayetleri

Yecüc Mecüc Kur'an-ı Kerim'de bahsedilen fitne ve fesat yayan kötülük oluşturan bir kavimdir. Yecüc Mecüc Deccal'den sonra en tehlikeli kavimdir. Bozgunculuk ve kötülük yapan kavim olarak da bilinmektedir. Bir rivayete göre bozgunculuk yapan Yecüc Mecüc kavmi Zülkarneyn aleyhisselam'a şikayet edilmiştir. Zülkarneyn aleyhisselam'da bu kavme demir kütleleri ile dışarı çıkamayacak kadar sert bir set yapma olayıdır. Böylece Yecüc Mecüc kavmi bastırılmıştır. Yecüc Mecüc Deccal'den sonra çıkan en büyük fitne olarak bilinmektedir.

Yecüc Mecüc kavramı aynı zamanda İncil'de de yer alan bir kavramdır. Yecüc Mecüc kelimesinin kökeni Arapça olarak bilinmektedir. Dil bilimciler bu konuda fazla tartışma içerisinde olsalar da son olarak Arapça olduğu kesin olarak tanımlanmıştır. Yecüc Mecüc Arapça'da "hızlı koşmak, düşmana alev ile saldırmak" anlamlarına gelen bir kelimedir. Yecüc Mecüc kelimelerinin Arapça'ya farklı dillerden geldiğini savunan kişiler bu dilleri şu şekilde sıralamışlardır. İbranice, Asurca, Yunanca veya Türkçe olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Farklı kaynaklarda ise Yecüc Mecüc için kabileleri yağmalayan, çocukları acımadan öldüren, Yahudilere musallat olan kabileler halinde dolaşıp bozgunculuk yapan kavimler olarak bildirmektedirler. Ayrıca bir ülkenin adı olabileceğini de düşünmüşlerdir.

Yecüc Mecüc Kavmi İle İlgili Kur'an Ayetleri

Kehf Suresi 93-98 Ayetleri;

"Nihayet iki dağ arasına ulaştığında bunların ötesinde nerede ise hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu."

" Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Yecüc ve Mecüc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir bedel ödesek kabul eder misin?"

" Zülkarneyn şöyle cevap verdi: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret sizinkinden üstündür. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım. "

" Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet (vadiyi demirle doldurup) iki dağın arasını aynı seviyeye getirince, "Ateşi körükleyin!" dedi. Artık onu kor haline getirdiği vakit, "Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim" dedi. "


KUR'AN'DA "YE'CUC-ME'CUC"
Dediler ki: "Ey Zülkarneyn, şüphesiz Ye'cuc ve Me'cuc, Arz'da (Yer'de) fesat çıkarıyor. Bizimle, onlar arasında bir set yapman için, sana bir haraç verelim mi?"
(Zülkarneyn) dedi ki: "Rabb'imin bana verdiği imkan (güç) daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle yardım edin, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım."
"Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki yamacı arasını, bir seviyeye kadar (demirle) doldurunca. "Bu (kütleler) kor haline gelinceye kadar üfleyin (körükleyin)! Bana getirin, üzerine erimiş bakır dökeyim" dedi.
(Artık bundan sonra Ye'cuc-Me'cuc) onun üzerinden aşmaya ve onu delmeye güç yetiremezler.
(Zülkarneyn) dedi ki: "Bu Rabb'imden bir rahmettir. Ne zaman ki; Rabb'imin vaadi gelir, o engeli(seti) yerle bir eder. Rabb'imin (Ye'cuc-Me'cuc) vaadi gerçekleşir."
O gün, bazısını (Ye'cuc-Me'cuc'u), bazısının (o Hakk'ı örtenlerin) üzerine dalga dalga bırakırız. Arkasından Sur'a üfürülür ve onları, bir toplayışla toplarız.
[KEHF (18)/94-99]

O an ki çetin azabımızı hissettiler, o zaman oradan uzaklaşıp kaçıyorlardı.
Kaçmayın! İçinde (şımardığınız) etrafınıza ve meskenlerinize dönün! Umulur ki hesap vereceksiniz!
Dediler ki: "Yazıklar olsun bize! Muhakkak biz zalimler olduk!"
Onların bu bağırıp-çağırmaları, Biz onları hasad edip, söndürünceye kadar devam eder.
Biz, Göğü, Arz'ı ve ikisi arasındakileri, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık!
[ENBİYA (21)/12-16]

Bir 'Karyete'(İsrailoğulları) ki, onları helak etmeyi haram (kıldık). Şüphesiz onlar, (Hakk'a) dönmezler.
Ta ki Ye'cuc, Me'cuc çıkıncaya ve her bir tepeden akın edinceye kadar!
Hak 'vaad' (helak) yaklaşmıştır. O zaman, Hakk'ı örtenlerin gözleri, bir noktaya dikilecek ve: "Vay başımıza, biz bu şeyden (helaktan) gaflet içindeydik. Bilakis bizler, zalimleriz" (diyeceklerdir).
[ENBİYA (21)/95-97]

O gün o (müminler), 'Büyük Korku'dan ('Ye'cuc-Me'cuc' saldırısından) mahzun olmazlar. Melekler, onlarla karşılaşırlar. (Derler ki): "İşte bu gün ki; size o vadedilmişti."
[ENBİYA (21)/103]

Nihayet üzerlerine, 'şiddetli azap sahibi bir kapı'yı(Ye'cuc-Me'cuc kapısını) açtığımızda, o zaman onlar, orada ümitsiz kalanlar oldular.
[MÜ'MİNUN (23)/77]

Onlar (kafirler) diyorlar ki: "Şayet doğru sözlüler iseniz, şu 'fetih' (Ye'cuc-Me'cuc'un çıkması) ne zaman?"
De ki: "Fetih günü, o örten kimselerin imanları fayda vermez. Onlar bekletilmezler de!"
Onlardan yüz çevir ve bekle! Muhakkak onlar da bekleyenlerdendir.
[SECDE (32)/28-30]

(Ey Muhammed!), şayet o dehşete kapıldıkları zamanı (Ye'cuc-Me'cuc saldırısını) görseydin! Artık kaçış yok ve yakın bir yerden yakalanırlar.
Derler ki: "Biz O'na (Allah'a) iman ettik." Onlar uzak bir yerden onu (imanı) nasıl elde edecekler?
[SEBE (34)/51-52]

O gün (sizi), büyük bir yakalayışla yakalarız, muhakkak Biz intikam alanlarız.
[DUHAN (44)/16]

Biz, onlardan önce yakalayış bakımından daha şiddetli nice nesilleri helak ettik . (Onlar), kurtuluş var mı diye sığınaklı beldeler oydular.
[KAF(50)/36]

Print this item

Oku-1 Kıyametin küçük ve orta alâmetleri nelerdir?
Posted by: SeliM35 - 06-08-2024, 06:59 AM - Forum: Kıyametin Küçük Alametleri - No Replies

Kıyametin küçük ve orta alâmetleri nelerdir?

Kıyametin Küçük Alametleri
Tarih: 10 Mart 2022 Ahirete İman
Kıyametin küçük ve orta alâmetleri nelerdir? Kıyametin küçük alametleri gerçekleşti mi? Maddeler halinde kıyametin küçük alametleri.

Kıyâmetin gelişini iyice yaklaşmadan evvel haber veren pek çok alâmet vardır. Bu gibi alâmetler, dâimâ mü’minleri îkâz etmekte ve âhirete hazırlanmalarını hatırlatmaktadır.
KIYAMETİN KÜÇÜK ALAMETLERİ

Dinî emirlerin ihmal edilmesi ve ahlâkın bozulması gibi insan iradesine bağlı olarak büyük alâmetlerden çok önce meydana gelecek olan olaylardır. Sırasıyla kıyametin küçük alametleri;

    Peygamberimiz’in gönderilmesi ve onunla peygamberliğin sona ermesi.
    İlmin ortadan kalkıp bilgisizliğin artması.
    Şarap içme ve zinanın açıkça yapılır olması.
    Ehliyetsiz insanların söz sahibi olması.
    Adam öldürme olaylarının artması.
    Zamanın hızlı geçmesi.
    Dünya malının bollaşması.
    Zekât verecek fakirin bulunmaması.
    Selamın zayıflaması.

Bu olaylar kıyametin küçük alâmetlerinin bazılarıdır. (Buhârî, “Tefsîr”, 79, “Hudûd”, 20, “Fiten”, 25; Tirmizî, “Fiten”, 34; İbn Mâce, “Fiten”, 25; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 15
KÜÇÜK KIYAMET ALAMETLERİ

Kıyâmetin gelişini iyice yaklaşmadan evvel haber veren pek çok alâmet vardır. Bu gibi alâmetler, dâimâ mü’minleri îkâz etmekte ve âhirete hazırlanmalarını hatırlatmaktadır. Bunların bir kısmı şöyledir:
1. Peygamber Efendimizin Gönderilmesi

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- nebîler silsilesinin son halkası, nübüvvet takviminin son yaprağıdır. Bi’setinden kıyâmete kadar bütün insanlığa gönderilen ve kendisinden sonra hiçbir peygamber gelmeyecek olan son peygamberdir. Dolayısıyla O’nun cihânı teşrîfi, kıyâmetin de habercisidir. Câbir -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz hutbe îrâd ettikleri zaman gözleri kızarır, sesi yükselir; «Düşman, sabah veya akşam üzerinize hücum edecek, kendinizi koruyunuz!» diye ordusunu îkaz eden bir kumandan gibi heyecanı artar ve şehâdet parmağı ile orta parmağını bir araya getirerek:

«Benimle kıyâmetin arası, şu iki parmağın arası kadar yaklaştığı sırada ben peygamber olarak gönderildim.» buyururlardı.” (Müslim, Cum’a, 43. Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Mukaddime, 7)
2. Dînî İlimlerde Cehâletin Artması

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Kur’ân’ı öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz. Ferâiz ilmini öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelmesi yakındır ki, iki kişi ferâize dâir bir mesele üzerinde tartışırlar da aralarında hüküm verip meseleyi hâlledecek bir âlimi bulamazlar.” (Heysemî, IV, 223)

Dînî ilimleri öğrenip yaşamak, müslümanlara farzdır. İnsanların dînî duygularının zayıflaması sebebiyle İslâmî ilimlerle yeterince meşgul olmamaları ve bunun neticesinde dinlerini ihlâsla yaşayamamaları da kıyâmetin alâmetlerinden biridir. Diğer bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyrulmaktadır:

“Elbisenin nakışı silinip gittiği gibi İslâm da silinip gider. Hattâ oruç nedir, namaz nedir, hac ve umre nedir, sadaka nedir bilinmez. Allah Teâlâ’nın Kitâb’ı (Kur’ân-ı Kerîm) bir gecede kaldırılıp götürülür, yeryüzünde ondan tek bir âyet bile kalmaz. Birtakım çok yaşlı erkekler ve kadınlar kalır ve:

«‒Biz atalarımıza yetiştik, onlar; “Lâ ilâhe illâllah” cümlesini söylüyorlardı, biz de onu söylüyoruz!» diyecekler.”[1]

Huzeyfe -radıyallâhu anh- bu hadîsi nakledince yanında bulunan Sıla -radıyallâhu anh- kendisine:

“–O yaşlılar, namaz nedir, oruç nedir, hac nedir, sadaka nedir bilmezken «Lâ ilâhe illâllah» cümlesi onlara bir fayda sağlar mı?” dedi. Huzeyfe -radıyallâhu anh- (bu suâle) cevap vermedi. Ama Sıla -radıyallâhu anh- bu sorusunu üç kere tekrarladı. Her seferinde Huzeyfe -radıyallâhu anh- ondan yüz çevirdi. Sıla -radıyallâhu anh- bir defa daha tekrar edince:

“–Ey Sıla, kelime-i tevhîd onları (hiç değilse ebedî bir) Cehennem’den kurtarır.” dedi ve bunu üç kere tekrar etti. (İbn-i Mâce, Fiten, 26) Yine Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“İlmin kaldırılması, cehlin kökleşmesi, içkinin içilmesi ve zinânın çoğalması, kıyâmet alâmetlerindendir.” (Buhârî, İlim, 21)

Dînî ilimlere dâir umûmî cehâlet, bugün açıkça müşâhede edilen bir husustur. Aynı şekilde içki ve zinânın yaygınlaşması da herkes tarafından kabul edilen acı bir gerçektir. Bu çağda zinânın suç kabul edilmesini gerilik sayan, nefsânî arzularının tatmini önünde hiçbir sınır tanımayan ve dolayısıyla Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ifâdesiyle “merkepler gibi herkesin gözü önünde zinâ etmek isteyen”[2] kimselerin durumu, üzerlerine kıyâmet kopacak o en fenâ, en tâlihsiz kimselerin hâlinden farksızdır.

Burada zikredilen günahlar, dünya ve âhiretin kendisiyle ayakta durduğu ve korunduğu zarûrât-ı dîniyyenin bozulduğunu gösterdiği için husûsiyle zikredilmiştir. İlmin ortadan kalkması “dîn”in bozulmasına, içki “akl”ın gitmesine, zinâ “nesl”in ifsâd olmasına, fitnelerin çoğalması da “can” ve “mal”ın zarara uğramasına sebep olur. Hâlbuki müslümanların en mühim vazifesi, bu beş şeyi korumaktır. “Zarûrât-ı hamse” denilen bu beş mühim esâsın bozulması, âlemin harap olacağının en büyük habercisidir. Zira insanoğlunun ilânihâye başıboş bırakılmayacağı, ilâhî bir vaattir.[3] Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den sonra peygamber de gelmeyeceğine göre, bu emanetleri zâyî eden insanların artık helâk edileceği muhakkaktır.
3. Fitnelerin ve Adam Öldürme Hâdiselerinin Çoğalması

İslâm beldelerinde fitneler, Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-’ın hilâfeti zamanında başlamıştır. Ancak her devirde bunun tezâhürleri farklı farklı olmuştur. Yani bu fitnelerin hepsinin aynı zamanda olması gerekmez. Bunlar kıyâmete kadar farklı zamanlarda ve farklı şekillerde gerçekleşecektir.

Nitekim bir gün Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Öyle bir zaman gelecek ki okumaya meraklı kurrâ çoğalacak; fakihler (dîni anlayıp yaşayan âlimler) ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak ve herc (kargaşa ve anarşi) çoğalacak!” buyurmuşlardı. Ashâb-ı kirâm:

“–Herc nedir ey Allâh’ın Resûlü?” diye sorunca şöyle buyurdular:

“–Birbirinizi öldürmenizdir.

Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanlar Kur’ân okuyacaklar, okudukları boğazlarından aşağıya geçmeyecek (yani kalplerine tesir etmeyip tatbikāta geçirilmeyecek).

Ondan sonra öyle bir zaman gelecek ki münâfık, kâfir ve müşrik, mü’minle Allah hakkında mü’minin söylediği sözler gibisini söyleyerek tartışacak!” (Hâkim, Müstedrek, IV, 504/8412. Krş. Buhârî, İlim, 24)

Nitekim günümüzde takvâdan uzak yaşadığı hâlde, Kur’ân ve Sünnet’i kendi nâkıs aklıyla yorumlayan, dinde reforma yeltenen, âlim etiketli modernist ve tarihselci birtakım ilâhiyatçıların; güyâ İslâm adına müslümanlarla mücâdele içinde bulunan tekfircilerin ve yine dînin dosdoğru yolunu zaafa uğratan câhil sofuların bir hayli çoğalmış olması da, bu nebevî ifâdeleri te’yid etmektedir.

Şâirin; “Dahleden dînimize bâri müselmân olsa.” mısraını hatırlatan bu nevî tehlikelere karşı müteyakkız ve firâsetli olmak, meydanı din tâcirlerine ve İslâm tahrifçilerine bırakmamak gerekir.

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in bu hususta Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anhumâ-’ya yaptığı îkaz, hepimiz için mühim bir istikâmet ölçüsüdür:

“Ey İbn-i Ömer! Dînine iyi sarıl, dînine iyi sarıl! Zira o senin hem etin, hem kanındır. Dînini kimden öğrendiğine iyi dikkat et! Dînî ilimleri ve hükümleri, istikâmet ehli âlimlerden al, sağa-sola meyledenlerden alma!”[4]

Bir toplumda dinî ilimler zayıflayınca, orada huzursuzluk ve fitnelerin artması tabiîdir. İnsanların gittikçe bencil, egoist ve menfaatperest hâle gelmesi, iyilik duygularının iyice körelmesine ve her fırsatta kötülüğe meylin artmasına yol açar. Bu da toplumu fitne kazanı hâline getirir, hiç kimsede huzur ve emniyet bırakmaz. Bir gün Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Nefsimi kudret elinde tutan Allâh’a yemin olsun, insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kâtil niçin öldürdüğünü, maktûl de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” buyurmuşlardı. (Müslim, Fiten, 55) Ashâb-ı kirâm:

“–Bu nasıl olur?” diye sorduklarında Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Bu, herc (fitne, kargaşa ve anarşi)dir! Öldüren de ölen de ateştedir!” cevâbını verdiler. (Müslim, Fiten, 56)

Bugünkü Sûriye başta olmak üzere terör ve anarşinin hâkim olduğu her yerdeki umûmî manzara, bu hakîkati akla getirmektedir. Çoğu zaman perde ardındaki güç odakları tarafından sevk ve idare edilen terör grupları, kime hizmet ettiklerini dahî bilmeden kan döküyor, öldüren niçin öldürdüğünü, ölen niçin öldürüldüğünü bilmiyor. Yine Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Canımı kudretiyle elinde tutan Allâh’a yemin ederim ki, bir adam bir kabrin yanından geçerken kendini o kabrin üzerine atıp; «Âh! Keşke şu kabirde yatanın yerinde ben olsaydım!» diye kendini yerden yere vurmadıkça dünya hayatı son bulmayacaktır. O kimse dindarlığı sebebiyle değil, başına gelen belâlar yüzünden böyle davranacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 54)

Öyle anlaşılıyor ki, kıyâmetin kopmasından önceki bir zamanda hayat, insanlar için bir azap olacak, insanı canından bezdirerek yaşadığına bin pişman edecektir. O günlerde can o kadar ucuzlayacak ki, kâtil niçin öldürdüğünü, maktûl de niçin öldürüldüğünü bilemeyecektir. Din ve îmanla alâkası olmayan kimseler bile dünyadan nefret edip ölmeyi arzu edeceklerdir.

Böyle bir vasatta hayra yönelmek ve sâlih ameller işleyebilmek de gâyet zordur. Bu sebeple o zor günler gelmeden önce huzurlu ve rahat zamanların kıymetini bilip bu fırsat demlerini ebedî saâdet sermayesi hâline getirmeye gayret etmek lâzımdır. Nitekim Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şu îkazda bulunmuşlardır:

“Karanlık geceler gibi birtakım fitneler ortalığı kaplamadan evvel, sâlih ameller işlemekte acele ediniz! Öyle zamanlar geldiğinde insan, sabah mü’min iken akşama kâfir olarak çıkar; akşam mü’min iken sabaha kâfir olarak çıkar. Dînini küçük bir dünyalığa satar.” (Müslim, Îmân, 186)[5]

“…İşte öyle zamanda dînine sıkıca sarılan kişi, elinde kor ateş (veya diken) tutan kimse gibidir.” (Ahmed, II, 390)[6]

Böyle zamanlarda zayıf karakterli insanlar, Kitap ve Sünnet’e îtibâr etmeyerek kendi kıt akıllarınca hareket edecek, âyet ve hadisleri açıklarken de dâimâ dünyevî menfaatlerini ön plânda tutacaklardır.

Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Allâh’ın sâlih kulları birbiri ardından âhirete göçer; geride arpa ve hurmanın döküntüleri gibi değersiz kimseler kalır. Allah Teâlâ da onlara hiç ehemmiyet vermez.” (Buhârî, Rikāk, 9)[7]
4. Ehil Olmayan Liyâkatsiz Kişilerin Söz Sahibi Olması

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir yerde sahâbîleriyle konuşurken bir bedevî çıkageldi ve:

“–Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye sordu.

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz sözlerini kesmeden konuşmalarına devam ettiler. Bunun üzerine sahâbîlerden biri:

“–Bedevînin sorusunu duydu, fakat soruyu beğenmedi.” dedi. Bir başkası da:

“–Hayır, soruyu duymadı.” dedi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz konuşmalarını bitirince:

“–Kıyâmet hakkında soru soran nerede?” buyurdular. Bedevî:

“–Buradayım, yâ Rasûlâllah!” dedi.

“–Emanet zâyî edildiği zaman kıyâmeti bekle!” buyurdular. Bedevî:

“–Emanet nasıl zâyî olacak?” diye sordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz de:

“–Emanet ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyâmeti bekle!” buyurdular. (Buhârî, İlim 2, Rikāk 35)[8]

Emanetin ehil olmayan kimseye verilmesi, bilgiye, tecrübeye ve liyâkate değer vermeyip işleri ehil olmayan kişilere bırakmak demektir. Onlar da üstlendikleri vazifeleri hakkıyla yerine getirmeyip hep kendi menfaatlerinin peşinde koştukları ve pek çok haksızlıklara daldıkları için, kısa sürede her şeyin düzeni bozulur.
5. Zamanın Hızlı Geçmesi

Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Zaman yakınlaşmadıkça kıyâmet kopmaz! Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de saman alevi gibi veya kibritin tutuşup hemen sönmesi gibi (kısa) olur.” (Tirmizî, Zühd, 24/2332)

Dünyanın sonuna doğru mal ziyadeleşecek, insanlar onunla daha fazla meşgul olup eğlenceye dalacaklarından veya artan fitneler sebebiyle derin bir endişeye düşeceklerinden, günlerin ve gecelerin nasıl geçtiğini bilemeyecek, ondan hiç istifâde edemeyeceklerdir. Bu hadîs-i şerîfin, ömürlerin kısalacağına ve zamanın bereketsiz hâle geleceğine işaret ettiği de söylenmiştir.

Muhaddis Hattâbî, zamanın kısalmasının Mehdî -aleyhisselâm- zamanında veya Îsâ -aleyhisselâm- nüzûl ettikten sonra olacağını söylemiştir. Meşhur âlimlerden Ali el-Kārî ise ikisinin zamanında da olacağını söylemiştir. Zira zamanın kısalması Deccâl’in çıktığı zaman olacaktır. Deccâl ise ikisinin arasında çıkacaktır.
6. Dünya Malının Çoğalması

Nebiyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümîd ediniz. Allâh’a yemin ederim ki, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin de önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum.” (Buhârî, Rikāk, 7; Müslim, Zühd, 6)

“Benden sonra size dünya nîmetlerinin ve ziynetlerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü kaptırmanızdan korkuyorum!” (Buhârî, Zekât 47, Cihâd 37; Müslim, Zekât, 121-123)[9]

“Dünya tatlıdır ve manzarası hoştur. Şüphesiz ki Allah dünyanın idaresini size verecek ve nasıl davranacağınıza, ne gibi işler yapacağınıza bakacaktır. O hâlde dünyadan sakının ve (sefih) kadınlardan korunun!” (Müslim, Zikir, 99)

Devamlı artarak gelen mal, kıyâmete yakın fevkalâde bir artış göstererek açgözlü insanların dahî gözünü doyuracak seviyeye ulaşacaktır. Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Dünyanın son günlerinde, halîfelerinizden biri, malı saymaya bile gerek duymadan avuç avuç dağıtacaktır.” (Müslim, Fiten, 68, 69)[10]

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bunların tahakkuk edeceğini haber vermişlerdir. Belki zamanla daha da artabilir ama, şüphesiz ki günümüzde de bunlara rastlanmaktadır.
7. Selâmın Zayıflaması

Nebiyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Kıyâmetten önce husûsî selâm zuhûr eder. (Kişi sadece tanıdıklarına selâm verir veya bir cemaatin yanına gelince oradaki belli kişilere selâm verir.) Ticaret iyice yayılır; hattâ kadın, ticaret hususunda kocasına yardım eder. Akrabalarla bağlar kesilir, yalan şahitlik zuhûr eder, hak üzere şahitlik yapılmayıp gizlenir ve (dünyevî ilimlerin yaygınlaşması sebebiyle) kalem zuhûr eder, (insanlar dînî ilimlerde câhil, dünyevî ilimlerde âlim olurlar).” (Ahmed, I, 407, 419; Hâkim, IV, 110/7043)

“Kıyâmet alâmetlerinden biri de kişinin sadece tanıdığı kimseye selâm vermesidir.” (Ahmed, I, 405. Krş. Abdürrazzak, Musannef, III, 154)
8. Peygamber Efendimizin Haber Verdiği Diğer Bazı Kıyâmet Alâmetleri

“İki büyük ordu birbiriyle harp etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. Bu iki grubun ikisi de aynı dâvâyı güttükleri hâlde, araların­da büyük bir harp olacaktır.

Otuza yakın, yalancı ve mel’ûn deccâller türemedikçe kıyâmet kopmayacaktır. Bu deccâllerin hepsi de kendisinin Al­lâh’ın Rasûlü olduğunu iddia edecektir…

Zelzeleler çoğalmadıkça, zaman birbirine yaklaşmadıkça (kıyâmet) kop­mayacaktır…

Yine aranızda mal çoğalıp sel gibi akmadıkça kıyâmet kopmayacaktır. Mal o kadar çoğalacak ki, mal sahibi, malının zekâtını kim kabul eder diye endişelenecektir. Bir kişiye zekâtını vermek is­teyecek, fakat o «Benim buna ihtiyacım yok!» di­yecektir…” (Buhârî, Fiten, 25)

Zekât verilecek kimsenin bulunmaması, Ömer bin Abdülaziz zamanında yaşanmış, gelecekte yine yaşanacaktır. Bugün bile zenginliğin artması sebebiyle bazı yerlerde gerçek mânâda zekât alacak birini bulmak kolay olmayabiliyor. Fakat şuna bilhassa dikkat etmek lâzımdır ki, muhtaçlara karşı duyarsızlık sebebiyle sadece kendi yaşadığı çevreye bakıp toplumda fakir kalmadığını zannetmek, büyük bir gaflettir. Dînen zengin sayılan mü’minlerin, muhtaçları arayıp bulmaları ve zekât farîzasını en güzel şekilde edâ etmeleri zarûrîdir.

Yine Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, imâmınızı (devlet başkanınızı) öldürmedikçe, kılıçlarınızı çekip birbirinizle savaşmadıkça ve dünyanıza şerirleriniz vâris olmadıkça kıyâmet kopmaz.” (Tirmizî, Fiten, 9/2170)

“Fırat Nehri’nin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve «kurtulup kazanan ben olayım» diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyâmet kopmaz.” (Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 29)[11]

“Pek yakında Fırat Nehri’nin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın!” (Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 29-32)[12]

Fırat Nehri’nin kuruyacağı ve böylece altın bir dağın veya büyük bir altın madeninin ortaya çıkacağı haber veriliyor. Buradaki dağ kelimesi, ortaya çıkacak definenin büyüklüğünü anlatmak için de kullanılmış olabilir. Bunun kıyâmete çok yakın bir zamanda olması veya mecâzî bir mânâ ifâde etmesi de mümkündür.

Yine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kıyâmetten önce meydana gelecek bu nevî hâdiseleri anlatan başka bir hadîs-i şerîflerinde; “Yeryüzü bütün değerlerini, altın ve gümüşten sütunlar hâlinde kusacaktır.” buyurmuşlardır.[13] O zaman dünya hırsıyla dolu insanlar birbirine girecek ve yüzde doksan dokuzu, bir rivâyete göre “onda dokuzu” bu uğurda ölüp gidecektir.

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde:

“Kadınlar çoğalacak, erkekler azalacaktır. O derecede ki, elli kadının, sadece bir tane bakan kimsesi olacaktır.” buyurmuşlardır. (Buhârî, İlim, 21)

Hadîs-i şerîfteki bu ifâde, -Allâhu a‘lem- kesretten kinâyedir. Kıyâmete yakın zamanlarda, bir erkeğin pek çok kadına bakıp himâye etmek zorunda kalacağı anlaşılmaktadır.

Ayrıca kıyâmet yaklaştıkça fitneler çoğalacağı için, adam öldürme hâdiseleri ve savaşlar da artacak, bu sebeple harp ehli olan erkek nüfus azalacaktır.
Cariyenin Efendisini Doğurması

“Cibrîl Hadîsi” diye meşhur olan hadîs-i şerîfte Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, kıyâmetin alâmetleri sorulduğunda şöyle buyurmuşlardır:

“Annelerin, kendilerine câriye muâmelesi yapacak çocuklar doğurması; yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalar (yaptırmak)ta birbirleriyle yarışmalarıdır.” (Müslim, Îmân, 1, 5)[14]

“Câriyenin efendisini doğurması” şu şekilde îzah edilebilir:

1. Anaların kendilerine câriye muâmelesini revâ görecek âsî çocuklar doğurması, evlâtların anne-babayı istismâr etmesi.

2. Köle ve câriyelerin çoğalması; câriyenin doğurduğu çocuğun, babasının makâmına geçerek o câriyeye, yani annesine sahip olması.

3. Ümmehât-ı evlâdın (çocuğu olan câriyelerin) satılarak elden ele dolaşması ve -maâzallâh- bilmeden kendi evlâdının eline geçmesi. Yani insanların hâlinin bu derece fesâda uğraması.

“Yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının yüksek binâlar yapmakta birbirleriyle yarışa çıkmaları” ise, lüks ve refâhın artması, bir zamanlar fakir olan kimselerin dahî, büyük ve yüksek binalar inşâ etmekte yarışacak kadar zenginleşmesi olabilir.

Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“…İnsanlar yük­sek binalar yapma yarışına girmedikçe kıyâmet kopmayacaktır…” (Buhârî, Fiten, 25)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, âdeta kıyâmetin ayak sesleri olan alâmetler arasında, bilhassa “zinâ” ve “binâ”nın çoğalmasını ifâde buyurmuşlardır. Günümüzün umûmî manzarasını seyrettiğimiz zaman; maalesef ahlâksızlığın arttığını, yüksek binâların çoğaldığını görüyoruz.

Zinâ ve ahlâksızlık, toplumların huzur ve mâneviyâtına âdeta zehir serpiyor. Yükselen binâlar ise, mâneviyâtı zaafa uğrayan ruhsuz şehirlerin âdeta mezar taşlarını andırıyor!..
9. Öyle Bir Zaman Gelecek ki…

Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, âhir zamanda gerçekleşecek bazı fitne ve fesatları haber vererek ümmetinin bu konuda dikkatli davranmasını istemişlerdir. Kıyâmetin habercileri diyebileceğimiz bu nevî fitneleri beyân eden hadîs-i şerîflerin bir kısmı şöyledir:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki fâiz yemeyen hiç kimse kalmayacak! Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan[15] bulaşacak.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 3/3331)[16]

“Öyle bir zaman gelir ki kişi malını helâlden mi, haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.” (Buhârî, Büyû, 7, 23)

“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hâin sayılacak, hâinlere güvenilecek. Kişi kendisinden şahitlik etmesi istenmediği hâlde şahitlik edecek, yemin etmesi istenmediği hâlde yemin edecek.

İnsanların dünya (nîmetlerinden en fazla istifâde ederek) en mes’ûd olanı, Allâh’a ve Rasûl’üne îmân etmeyen alçak oğlu alçak olacak!” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, XXIII, 314; Heysemî, VII, 283)

“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VII, 280)
Ahir Zaman Müslümanlarının Zaafı

Hazret-i Sevban -radıyallâhu anh- anlatıyor:

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirlerini sofralarına dâvet ettiği gibi, birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları zaman yakındır!” buyurmuşlardı.

Orada bulunanlardan biri:

“–O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Hayır, bilâkis o gün siz çok olacaksınız. Lâkin sizler, bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular.

“–Zaaf da nedir, ey Allâh’ın Rasûlü?” denildi.

“–Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmama duygusu!” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Melâhim, 5/4297; Ahmed, V, 278)

Hadîs-i şerîften anladığımıza göre; İslâm düşmanları, Müslümanların kuvvetlerini kırmak, onları bölüp parçalamak ve neticede yok etmek için birbirleri­ni iş birliği yapmaya dâvet edeceklerdir. Bunu da, sofrasına adam dâvet eden bir sofra sahibinin rahatlığı içinde yapacaklardır. Yani nasıl ki onlar için kendi sofralarına oturup yemek gayet kolay bir işse, kâfirlerin İslâm’a karşı ittifak çağrısın­da bulunup müslümanların canlarına kastetmeleri, topraklarına musallat olup zenginliklerini sömürmeleri de o derece kolay olacaktır.

Onları bu kadar cür’etlendiren şey ise, müslümanların azlığı değil, aksine onların îman ve takvâ bakımından zayıflığı ve dün­yaya aşırı düşkünlükleri olacaktır. Çünkü ölümden korkan ve dünyaya fazlaca düşkün olan kimse, fedakârlıkta bulunamaz, zorluklara katlanamaz, canı ve malı ile yapması gereken cihâdı ihmal eder. Böyle olunca müslümanlar, eskiden olduğu gibi düşmanlarının kalbine korku salan heybeti kaybederler. Dolayısıyla İslâm düşmanları, artık müslümanlardan korkmaz ve çekinmez olurlar.

Zübeyr bin Adiy Hazretleri anlatıyor:

Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikâyet ettik.

“–Sabredin!” buyurdu. Sonra da sözlerine şöyle devam etti:

“–Siz öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, giden günden daha kötü olacak. Bu hâl, Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhârî, Fiten, 6; Tirmizî, Fiten, 35/2206)
Peygamberimiz 5 Şeyden Allah’a Sığınmıştır

Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anh- şöyle der:

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bize yönelerek şöyle buyurdu:

“Ey Muhâcirler cemaati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olduğunuzda, ben sizin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır:

1. Bir milletin içinde zinâ, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlakâ içlerinde vebâ hastalığı ve onlardan önce yaşamış milletlerde görülmemiş başka hastalıklar yayılır.

2. Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet, mutlakâ kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılır.

3. Mallarının zekâtını vermekten kaçınan her millet, mutlakâ yağmurdan mahrum bırakılır (kuraklıkla cezalandırılır) ve hayvanları olmasa onlara yağmur yağdırılmaz.

4. Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûl’ünün ahdini (yaptığı anlaşmaları ve Sünnet’ini) terk eden her milletin başına, Allah mutlakâ kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve düşman, o milletin elindekilerin bir kısmını alır.

5. İdarecileri Allâh’ın Kitâbı ile amel etmeyip, indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe, Allah onların hesâbını kendi aralarında görür (fitne, fesat ve anarşi belâsına mâruz kalırlar).” (İbn-i Mâce, Fiten, 22; Hâkim, IV, 583/8623; Beyhakî, Şuab, III, 197)
Yerin Altı Üstünden Daha Hayırlıdır

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

“(İdarecilik ve hâkimlik gibi) işlerini kadınlara veren bir toplum kesinlikle felâha eremez!” (Buhârî, Meğâzî, 82)

“İdarecileriniz hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz cömert kimselerse, işlerinizi aranızda istişâre ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü, altından hayırlıdır.

Eğer idarecileriniz şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden daha hayırlıdır.” (Tirmizî, Fiten, 78/2266)

Zira böyle bir toplumda artık dînin emirlerini ikāme imkânı kalmaz…
15 Şeyi Yapınca Ümmetin Başına Gelecek Büyük Belâ!

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- anlatıyor:

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün:

“–Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. Yanındakiler:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle sıraladı:

“1. Ganimet (yani millî servet, fakir-fukarâya uğramadan sadece zengin ve mevkî sahibi kimseler arasında) tedâvül eden bir metâ hâline geldiği,

2. Emanet, ganimet gibi görülüp hıyânet edildiği,

3. Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve kayıp olarak telâkkî edildiği,

4. Kişi, (gayr-i meşrû işlerde) kadınına itaat ettiği,

5. Kişi, annesine karşı itaatsizlikte bulunduğu,

6-7. Kişi, arkadaşına iyilikte bulunduğu hâlde babasına kaba davrandığı,

8. Mescitlerde sesler yükseldiği (huşû kaybolduğu),

9. Bir milletin idarecisi en alçakları olduğu, (Nitekim bu, zaman zaman dünyanın muhtelif devletlerinde görülebilen bir hâdisedir.)

10. Bir kişiye şerrinden korkularak hürmet edildiği,

11. Çeşitli isimlerle îmâl edilen içkilerin serbestçe içildiği,

12. İpek elbiselerin erkekler tarafından giyildiği,

13-14. Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletlerine alâka arttığı, (Günümüzde sanat, bale, konser vb. adlar altında; bar, gazino ve benzeri salonlarda ve hattâ radyo, televizyon gibi çeşitli mecrâlarda -maalesef- çok yaygın hâldedir.)

15. Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere lânet ettiği zaman, (Günümüzde bazı gâfillerin ecdâdımız Osmanlı’ya ve geçmiş İslâm âlimlerine buğz etmesi gibi.)

İşte o zaman, (mü’minlerin ruhlarını kabzeden) kızıl rüzgârı, yere batışı veya domuz ve maymunlara çevrilmeyi,[17] zelzeleyi ve gökten taş yağmasını bekleyin.

Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmet zuhûr eder ve bunlar, ipi kopan eski bir gerdanlığın ardı ardına düşen taneleri gibi birbirini takip ederler.”[18]

Gaybı ancak Allah bilir. Herhâlde bunlar, kıyâmete yaklaştıkça şerrin iyice artması neticesinde vukū bulacak alâmetlerdir.
Boğulmak Üzere Olan Kişinin Duası Gibi

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Yakında öyle bir fitne zuhûr edecek ki ondan kişiyi ancak Allah Teâlâ kurtarır, bir de boğulmak üzere olan kişinin duâsı gibi bir duâ…” (Beyhakî, Şuab, II, 367/1077)

Huzeyfe -radıyallâhu anh- da şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zaman ancak denizde boğulmak üzere olan biri gibi duâ eden kişi kurtulabilecektir.” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VI, 22/29173; Hâkim, IV, 471/8308)
Medine’nin Terk Edilmesi

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Bir gün gelecek, insanlar Medîne’yi, en hayırlı ve güzel hâlindeyken terk edip gidecekler; orada sadece vahşî hayvanlar ve kuşlar kalacaktır.

Dünyada en son ölecek kimseler, Müzeyne kabilesinden iki çobandır. Medîne’ye girmek isteyerek koyunlarına seslenirler. Ancak orayı ıpıssız, vahşî hayvanlarla dolu olarak bulurlar. Onlar da Vedâ Tepesi’ne gelince yüzüstü düşüp ölürler.” (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 5; Müslim, Hac, 498, 499; Muvatta, Câmî, 8)
Mehdi Aleyhisselam Kimin Soyundandır?

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Mehdî, benim neslimden, Fâtıma’nın evlâdından olacak!” (Ebû Dâvûd, Mehdî, 1/4284; İbn-i Mâce, Fiten, 34)

“Mehdî benim neslimdendir; alnı geniş, burnu incedir. Dünya zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, o adâletle dolduracak ve yedi sene hüküm sürecektir.” (Ebû Dâvûd, Mehdî, 1/4286)[19]

Bu hadîs-i şerîflerde bildirilen pek çok alâmetin ya kendileri veya benzerleri gerçekleşmiştir. Fakat kıyâmetin vakti kesin olarak bilinemeyeceği için, bu alâmetlerin daha şiddetli olanlarının zamanla vukū bulması da mümkündür. Bu sebeple mü’minler olarak her zaman tedbirli ve uyanık olup âhirete daha iyi hazırlanmaya gayret etmemiz elzemdir.

Dipnotlar:

[1] Nitekim buna benzer hâller, komünizmin ağır baskıları altında kalan Orta Asya’da, bilhassa Çin ve Rusya’da senelerce yaşanmıştır. [2] Müslim, Fiten, 110. Ayrıca bkz. Tirmizî, Fiten, 59; İbn-i Mâce, Fiten, 33. [3] Bkz. el-Kıyâme, 36. [4] Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî İlmi’r-Rivâye, el-Medînetü’l-Münevvere, el-Mektebetü’l-İlmiyye, s. 121. [5] Ayrıca bkz. Tirmizî, Fiten 30, Zühd 3; İbn-i Mâce, İkāme, 78; Ahmed, II, 303, 372, 523. [6] Ayrıca bkz. Müslim, Îman, 186; Tirmizî, Fiten, 30/2196. [7] Ayrıca bkz. Dârimî, Rikāk, 11. [8] Ayrıca bkz. Ahmed, II, 361. [9] Ayrıca bkz. Nesâî, Zekât, 81; İbn-i Mâce, Fiten, 18. [10] Ayrıca bkz. Ahmed, III, 317. [11] Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Fiten, 25. [12] Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Melâhim, 13; Tirmizî, Sıfatü’l-Cenne, 26. [13] Müslim, Zekât, 62. [14] Ayrıca bkz. Buhârî, Îmân, 37; Tirmizî, Îmân, 4; Ebû Dâvûd, Sünnet, 16; Nesâî, Mevâkît, 6; İbn-i Mâce, Mukaddime, 9. [15] Ebû Dâvûd’un bir rivâyetinde “buharı” şeklinde geçmektedir. [16] Ayrıca bkz. Nesâî, Büyû’, 2/4452; İbn-i Mâce, Ticârât, 58; Ahmed, IV, 494; Beyhakî, Sünen, IV, 275. [17] Bkz. Tirmizî, Fiten, 38/2210. [18] Tirmizî, Fiten, 38/2211. [19] Ayrıca bkz. M. Yaşar Kandemir, Şifâ-i Şerîf Şerhi, II, 159.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

Print this item

Oku-1 Hadislerdeki Kıyametin Büyük Alametleri
Posted by: SeliM35 - 06-08-2024, 06:56 AM - Forum: Hadislerdeki Kıyamet Alametleri - No Replies

Hadislerdeki Kıyametin Büyük Alametleri

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hal böyle iken onlar gaflet içinde yüz çevirdiler! Rablerinden kendilerine ne zaman bir uyarıcı gelse onlar bunu alaya alarak, kalpleri eğlenceye dalarak dinlediler!”

Enbiya Suresi 1, 3

Allah’ın rahmet ettiği kimseler hariç, insanlar kıyamet saatinden, alametlerinden ve dehşet verici hallerinden gafildirler. Geçici bir meta olduğu halde dünya onları kendine kul etmiş ve Allah’ın affına güvendirerek onları kandırmıştır. Bu gaflet hali, güneşin battığı yerden doğuşuna dek insanlıkta devam edecektir.

Güneş batıdan doğduğunda ise yeryüzünde bulunan herkes iman edecektir. Fakat o gün öyle bir gündür ki; daha önce iman etmemiş yahut imanında hiçbir iyilik kazanmamış olanlara iman etmeleri asla fayda sağlamayacaktır. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki, bu kitap aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren herkes için bir öğüttür.”

Kâf Suresi Suresi 37

Umulur ki, Allah (Azze ve Celle) bu kitapla fayda hâsıl eder. Kitabı aşağıda belirtilen bölümlere ayırdım:
1) Mesih Deccal
2) Abdullah’ın oğlu Muhammed Mehdî Aleyhisselam
3) Allah’ın Nebisi Meryem oğlu İsa Aleyhisselam
4) Ye’cuc ve Me’cuc
5) Güneşin Batıdan Doğması
6) Dâbbe’nin Çıkışı
7) Duhan (Duman)
8) Üç Adet Yere Batırılma Olayı
9) İnsanları Mahşer Meydanına Toplayan Ateş

Allah-u Teâlâ’dan bu ameli kendi vech-i kerimi için halis kılmasını, bununla Müslüman kardeşlerime fayda sağlamasını diliyorum. En son duamız:

HAMD ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH’A MAHSUSTUR…

Huzeyfe bin Yeman (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizim aramızda ayakta durdu. Durduğu yerde, tâ kıyamete kadar olacak hiçbir şey bırakmadan hepsini söyledi. Bunları bilen bilir, bilmeyen bilmez. Ben bir şeyi unuttuğumu sanırdım. Sonra, bir adamın kaybolan birini daha sonra gördüğünde tanıdığı gibi ben de o şeyi hatırlardım.”

Ebu Davud 4240

Ebu Zeyd Amr bin Ahtab (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), olmuş ve kıyamete kadar olacak her şeyi bize haber verdi. Onları en çok bilenimiz, en iyi ezberleyenimizdir. Diğer bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:

“Cennet ehli cennete, ateş ehli ateşe girene kadar her şeyi bize haber verdi.”

Müslim 2892/25

Print this item

Oku-1 Hadislerdeki Kıyametin Küçük Alametleri
Posted by: SeliM35 - 06-08-2024, 06:53 AM - Forum: Hadislerdeki Kıyamet Alametleri - No Replies

Hadislerdeki Kıyametin Küçük Alametleri

1) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Gönderilmesi

Sehl bin Saad es-Saidi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), işaret ve orta parmağını birleştirdi ve şöyle buyurdu:

“Ben, kıyametle şu ikisi gibi gönderildim.”

Buhari 5406, Müslim 2950

Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dimiştir:

“Kıyametin alametlerinin ilki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in gönderilmesidir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ahir zaman Nebisidir. Kendisi ile kıyamet arasında başka bir Nebi olmadığı halde gönderilmiştir.”
2) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Vefat Etmesi

Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:

“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki, bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”

Buhari 6/2967
3) Beytu’l-Makdis’in Fethi

Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:

“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”

Buhari 2967

Beytu’l-Makdis’in fethi, Raşit Halife Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın zamanında hicretten on beş sene sonra gerçekleşmiştir.
4) Amvas Vebası

Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:

“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”

Buhari 2967

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in koyun kırımı (veba salgını) buyruğu hayvanların yakalandığı bir hastalıktır. Hayvanların burunlarında bir akıntı olur, akabinde hemen ölürler. Kıyametin bu alameti, Ömer (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde, Kudüs şehrinin fethinden sonra, Amvas vebasında ortaya çıkmıştır.”
5) Fitnelerin Ortaya Çıkması

Ebu Musa el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kıyametin hemen önünde karanlık gecenin parçaları gibi fitneler olacak! Orada kişi mü’min olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak! Yine mü’min olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabahlayacaktır! O fitneler zamanında, oturan kişi ayakta olandan, yürüyen kişi koşandan hayırlıdır. Okunuzu kırınız, kirişinizi kesiniz, kılıçlarınızı taşa vurunuz! Sizin yanınıza biri zorla girerse ev sahibi kimse, Âdem’in iki oğlundan en hayırlısı gibi olsun!”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), burada, Âdem (Aleyhisselam)’ın iki oğlundan öldüren Kâbil gibi değil de mazlum olarak öldürülen Hâbil gibi olsun demek istiyor.

Ebu Davud 4259, İbni Mace 3961

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in münadisi: ‘Namaz toplayıcıdır!’ diye nida etti. Biz, hemen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in etrafına toplandık.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Benden önceki her Nebiye, ümmeti lehine bildiği iyiliği onlara emretmesi ve onlar aleyhine bildiği şerri de yasaklaması hak olmuştur. Bu sizin ümmetinizin afiyeti, ilk dönemlerde kılındı. Sonunculara ise belalar ve hoşlanmayacağı işler isabet edecektir. Fitneler arka arkaya gelir de sonra ki fitne öncekinden daha büyük olur ve öncekini hafif bırakır. Fitne gelir de mü’min bir kimse:

−‘Beni helak edecek fitne budur’ der. Sonra o fitne gider ve yine fitne gelir de mü’min kul:

−‘İşte beni helak edici fitne budur, işte budur’ der. Herkim ateşten uzaklaştırılıp cennete girdirilmeyi isterse; Allah’a ve ahiret gününe iman eder halde ölüm kendisine gelsin ve insanlara kendisine yapılmasını istediği şeyi yapsın!”

Müslim 1844

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Karanlık gecenin parçaları gibi olan fitnelerden önce amellerde birbirinizle yarışın! O fitnelerde, kişi mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak akşama erer. Yahut kişi mü’min olarak akşamlar, kâfir olarak sabaha erer ve dini dünyalık bir meta karşılığında satar.”

Müslim 118
6) İlmin Kaldırılması ve Cehaletin Ortaya Çıkması

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Size bir hadis söyleyeyim, onu benden sonra kimse tahdis edemez! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İlmin azalması ve cehaletin ortaya çıkması kıyametin alametlerindendir!”

Buhari 239, 240

Şakik (Rahmetullahi Aleyh) şöyle anlatıyor:

Abdullah ibni Mes’ud ve Ebu Musa (Radiyallahu Anhum) ile beraberdim. O ikisi şöyle naklettiler:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kıyametten hemen önce cehalet indirilir ve ilim kaldırılır!”

Buhari 6931, Müslim 2672
7) Mescidlerin Süslenmesi ve İnsanların Mescidlerle Övünmeleri

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İnsanların mescid/cami inşa ederek övünmeleri, kıyametin alametlerindendir!”

Ebu Davud 449, İbni Mace 739

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İnsanlar yapılan mescidlerle/camilerle övünürler. Sonra da oraları çok az (ibadet ve ilimle) ihya ederler!”

Buhari 541, Fethu’l-Bari 2/67

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Sizler, Yahudi ve Hristiyanların mabetlerini süsledikleri gibi mecidleri/camileri süsleyeceksiniz!”

Buhari 541

Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mescidinin tavanı hurma yaprakları ve soyulmuş hurma dallarıyla örtülüydü.”

Buhari 541, Fethu’l-Bari 2/67

Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh), mescidin yapılmasını emretti ve ustaya şöyle dedi:

“İnsanları yağmurdan koru! Kırmızı ve sarı renkleri kullanmaktan kaçın! Aksi takdirde insanları fitneye düşürürsün!”

Buhari 541, Fethu’l-Bari 2/67

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelir ki, mescidlerde toplanırlar da içlerinde mü’min yoktur!”

Hakim el-Müstedrek 8414

Abdurrahman Keylanî şöyle demiştir:

“Bugün insanlar mescidleri kırmızıya sarıya boyamakla kalmadılar, elbise nakışı gibi nakışla süslemeye kadar gittiler! Melikler, halifeler mescid inşa ettirmede ve süslemede birbirlerine övünmeye başladılar! Hatta bu işte acayip dereceye geldiler.”

Münavi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Mescidleri süslemek, Mushafları yaldızlamak yasaklanmış bir harekettir. Çünkü böyle yapmak kalbi meşgul eder. Huşudan, tefekkür ve Allah’ın karşısında boyun bükmekten kalbi oyalar. Şafii âlimlerine göre, Kâbe bile olsa mescidleri altınla, gümüşle süslemek haramdır! Başka bir şeyle süslemekse ise mekruhtur!”
8) Emanetin Kaybolması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bir mecliste konuşurken bir bedevi geldi ve:

Kıyamet ne zaman? diye sordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) konuşmasına devam etti. Oradakilerden bazısı:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bedevinin dediğini duydu ama hoşlanmadı, dediler. Bazısı da:

Hayır, işitmedi, dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sözünü bitirince şöyle buyurdu:

“O, kıyameti soran nerededir?”

Bedevi:

−Ben buradayım, Ey Allah’ın Rasulü! dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Emanet kaybolduğu zaman, kıyameti bekle!”

Bedevi:

−Emanetin kaybolması nasıldır? diye sordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“İş ehli olmayana havale edilirse kıyameti bekle!”

Buhari 214
9) Geçmiş Ümmetlerin Yollarına Uyulması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetim, geçmiş ümmetlerin yoluna karış karış, kulaç kulaç uymadıkça kıyamet kopmaz!”

Sahabeler:

−Ey Allah’ın Rasulü! Fars ve Rumların yoluna mı? dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“İnsanlardan sadece onları kastediyorum!”

Buhari 7201

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Karış ve kulaç ile onlara uymanın çok olacağı örneklendirilmek istenmektedir. Burada kastedilen, küfürde onlara uymak değil, günah ve bir takım hükümlere muhalefette onlara uymaktır. Bu da, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in açık bir mucizesi olup onun haber verdiği gibi vuku bulmuştur.”

Muhlib (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ümmetinin, geçmiş ümmetler gibi sonradan uydurulan bid’atlara ve hevalarına uyacaklarını bildirmiştir. Birçok hadiste, kıyamete yakın kimselerin şerli kimseler olduğunu ve kıyametin de sadece en şerli insanlar üzerine kopacağını söylemiştir. Dinin kıvamı ve ayakta duruşu ise dinî ilimlerde yetişmiş değerli kimselerin yanında, onlarla birlikte olacağını haber vermiştir.”

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sakındırıp uyardığı birçok hâdise vuku bulmuştur. Kalanları da vuku bulacaktır.”
10) Malın Çoğalıp Yaygın Olması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi buyurdu:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle:

“Aranızda mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz! Hatta mal sahibi, sadakasını kim kabul eder diye tasalanır. Nihayet mal sahibi, sadakayı bir kimseye arz eder de kendisine arz edilen; Benim mala ihtiyacım yoktur, der!”

Buhari 1339

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu hadiste üç hale işaret vardır.

Birinci Hal: Sadece malın çoğalmasına işaret vardır. Bu hal, sahabe zamanında gerçekleşmiştir. Çünkü hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Aranızda mal çoğalır.”

İkinci Hal: Malın çokluğundan dolup taşmasına işarettir. Yani kimse, diğerinin malını almaya tenezzül etmez hale gelmiştir. Bu da sahabe asrının sonlarında, tabiin asrının başlarında meydana gelmiştir. Çünkü hadiste, mal sahibi tasalanır ifadesi vardır. Bu, Ömer bin Abdulaziz (Rahmetullahi Aleyh) dönemine uygulanabilir.

Üçüncü Hal: Malın haddinden fazla bollaşıp herkesin zengin olacağına işarettir. Mal sahibi sadakasını kabul edecek kimse bulamamaktan tasalanacak. Hatta sadakayı hak etmeyen birine arz edecek de o kimse almaktan çekinerek, mala ihtiyacım yoktur! diyecek.

Bu zaman, İsa (Aleyhisselam) zamanıdır. Bu sonuncu halin şu şekilde olması da muhtemeldir. Ateş çıkar, insanlar mahşere toplanma işi ile meşgul olurlar. Hiç kimse mala iltifat etmez. Aksine olabildiğince azaltmaya çalışır.”
11) Arap Arazilerinin Bahçelikler ve Nehirlere Dönmesi

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz! Nihayet bir kimse malının zekâtını çıkarır da, kabul eden kimse bulamaz! Arap arazileri, bahçelikler ve nehirlere dönmeden kıyamet kopmaz!”

Müslim 3/201

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, Arap arazileri, bahçelikler ve nehirlere dönmeden…’ ifadesinin manası:

İnsanlar arazileri bırakacak ve arazilerden yüz çevirecekler. Ziraat yapılmayan ve sularından içilmeyen bir şekilde boş kalacak. Bu da erkeklerin azlığı, harplerin çokluğu, fitnelerin peş peşe çıkması, arzuların azlığı, boş vaktin olmaması ve bunlara önem verilmemesi sebebiyledir.”

Şeyh Yusuf Vabil ise şöyle demiştir:

“Bana zahir olan görüşe göre, İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh)’in yorumunda şüphe vardır. Çünkü Arap toprakları suyu az, nebatı olmayan, kurak bir yerdir. Sularının çoğu yağmur sularından ve kuyulardan sağlanmaktadır. Eğer sahipleri, arazileriyle meşgul olmayıp ziraat yapmazlarsa arazileri bahçeliklere ve nehirlere dönüşmez.

Hadisin zahiri şuna delalet eder:

Arap beldelerinde sular çoğalacak, hatta akarsular olacak. Bunlarla da nebat bitecek. Bahçeler, ormanlar meydana gelecek. Bu asırda nehir gibi akan pınarların çıkması ve bunlarla birçok ziraat yapılması bunu kuvvetlendirir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği olacaktır.”

Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Tebük gazvesinde şöyle buyurdu:

“Sizler inşallah yarın, Tebük pınarına varacaksınız. Sizler o pınara kuşluk vakti girmedikçe asla gitmeyeceksiniz. Sizden Herkim o pınarın yanına giderse ben gelmedikçe suya el sürmesin!”

Nihayet pınarın yanına geldik. İki adam bizden önce suya gelmişlerdi. Pınarın suyu, ayakkabı tasması gibi içerden akıyordu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) pınarın yanına önceden gelen iki kişiye:

−Bu pınarın suyuna el sürdünüz mü? diye sordu. Onlar:

−Evet, dediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara kızdı ve Allah’ın dilediği kadar ağır sözler söyledi. Sonra insanlar, elleri ile azar azar su aldılar ve suları bir kapta topladılar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o kapta ellerini ve yüzünü yıkadı. Sonra o suyu pınarın içine iade etti. Bunun üzerine pınar bol bol akmaya başladı. Nihayet insanlar suya kandılar. Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Ya Muaz! Şayet uzun bir hayat yaşarsan buraların bahçelerle dolduğunu görmen muhtemeldir.”

Müslim 7/160

Allâle Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu hadisin müjdeleri ortaya çıkmıştır. Arap yarımadasının bazı yerlerinde Allah’ın bolca ihsan ettiği hayır ve bereketlerden, sulama aletleriyle çöl arazisinin ortasından bol miktarda su çıkarılıyor. Yine bazı mahalli gazetelerde okuduğumuza göre, Fırat nehrini Arap yarımadasına taşıma gibi bir düşünce var. Umulur ki var olma yoluna çıkmıştır, bekleyenler için yarınlar yakındır.”
12) Ay’ın İkiye Bölünmesi

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kıyamet yaklaştı ve ay ikiye bölündü.”

Kamer Suresi 1

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Ay ortadan bölündü ve iki parça haline geldi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize şöyle buyurdu:

“Şahid olunuz, şahid olunuz!”

Buhari 4812, Müslim 2801
13) Hicaz’da Bir Ateşin Çıkması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Hicaz arazisinde bir ateş çıkıp bu ateş Busra’daki develerin boyunlarını aydınlatana kadar kıyamet kopmaz!”

Buhari 6972, Müslim 2902

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bizim zamanımızda (654 yılında) Medine’de bir ateş çıkmıştı. Medine’nin doğu tarafında, Harre’nin arka tarafında çıkan çok büyük bir ateşti. Şam’ın tamamında ve diğer beldelerde herkes tarafından biliniyordu. Bana, bunu gören bir Medine’li haber vermişti.”

İbni Kesir (Rahmetullahi Aleyh)’de şunları nakleder:

“Busra’da yaşayan bedevilerden çoğu Hicaz’da çıkan bu ateşin ışığının develerin boyunlarını aydınlattığına şahid olmuşlardır.”

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh)’de şöyle demiştir:

“Kurtubi ve diğer âlimlerin anladığı gibi bana göre bu hadisten anlaşılan ateş, Medine’nin arka sokaklarında çıkan ateştir. Ancak insanları mahşere toplayan ateş başka bir ateştir.”
14) Nebi Olduğunu İddia Edenlerin Ortaya Çıkması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Yaklaşık otuz kadar yalancı deccal çıkmadıkça kıyamet kopmaz! Bunların hepsi kendilerinin Allah’ın Rasulü olduklarını iddia edeceklerdir!”

Buhari 3380

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ahir zamanda bir takım yalancı deccallar olacaktır! Sizin ve babalarınızın işitmediği hadisler getirirler. Sizleri onlardan şiddetle sakındırıyorum! Onlar, sakın sizleri sapıtıp fitneye düşürmesinler!”

Müslim 7

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zamanının sonlarında buyruğunun doğruluğu anlaşılmıştır. Yemame’de Müseylime, Yemen’de Esved el-Ansi çıkmıştır. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde Esed oğullarından Tuleyha çıkmıştır. Temim oğullarından Secah çıkmıştır. Şebib bin Rib’î, ki Secah’ın özel danışmanı ve hocasıydı, onun hakkında yazdığı şiirde şöyle diyor:

“Nebimiz kadın oldu onun etrafında dolaşıyoruz.

Diğer insanların Nebileri ise erkekler olmuştur.”

Esved el-Ansi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından önce öldürülmüştür. Müseylime, Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın hilafeti döneminde öldürülmüştür. Tuleyha, tevbe edip sahih rivayete göre Ömer (Radiyallahu Anh)’ın hilafetinde Müslüman olarak vefat etmiştir. Secah’ın da tevbe ettiği sabittir, tarihî haberleri nakledenlerin nakillerinde mevcuttur.

Sonraları ilk Nebi olduğunu iddia eden Muhtar bin Ebi Ubeyd Sakafi’dir. Muhtar, Abdullah bin Zubeyr’in hilafetinin başlarında Kûfe’yi ele geçirmiştir. Ehl-i Beyt’i sevdiğini ileri sürerek insanları Hüseyin (Radiyallahu Anh)’ın katillerini bulmaya çağırmıştır. İnsanlar da ona tabi olmuşlardır.

Muhtar, Hüseyin (Radiyallahu Anh)’ın katline karışan yahut yardım edenlerin birçoğunu öldürmüş, insanlar da onu sevmişlerdir. Sonra Nebilik iddia etmesini şeytan ona süslü göstermiştir. Muhtar da kendisine Cibril (Aleyhisselam)’ın geldiğini söylemiştir.

Yalancı Haris de Nebilik iddia edenlerdendir. Abdullah bin Mervan’ın hilafetinde ortaya çıkmış ve öldürülmüştür. Abbasîlerin hilafetinde bir grup da Nebilik iddia etmiştir.

Hadiste kastedilen, sıradan Nebilik iddia eden değildir. Kuşkusuz bu gibileri sayılmayacak kadar çoktur. Çoğunda bu delilik vb. gibi sebeplerden meydana gelmiş olabilir. Hadiste kastedilen Nebilik, kendini savunabilecek güçlü taraftarları olan ve insanların Nebi olabilir diye hakkında şüphe ettiği kimselerdir.

Zamanımızda Hindistan’da Gulam Ahmed Kadıyani çıkmış, Nebi olduğunu, beklenen Mesih olduğunu, İsa (Aleyhisselam)’ın gökte diri olmadığını ve bunun gibi daha birçok saçma batıl iddialarda bulunmuştur. Allah (Azze ve Celle), âlimlerden bir cemaati ona reddiye yapmaları için muvaffak kılmıştır. Âlimler, onun alçaklığını ve yalanını ortaya çıkarmışlardır. Sonunda gebermiştir, Allah’a hamd olsun.
15) Türklerle Savaş Yapılması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Müslümanlar, Türklerle muharebe etmeden kıyamet kopmaz! Onlar, öyle bir kavimdir ki yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibidir. Kıl elbiseler giyerler ve kıl ayakkabılar içinde yürürler.”

Buhari 2742, Müslim 2912

Amr bin Tağleb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz sizin, keçe ayakkabılar giyen bir kavimle savaşmanız kıyamet alametlerindendir! Sizin, yüzleri geniş ve deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan kavimle savaşmanız kıyamet alametlerindendir!”

Buhari 2741

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Müslümanlar, Emeviler döneminde Türklerle savaşmışlardır. Türklerle Müslümanlar arasında tampon bir bölge bulunuyordu. Azar azar toprakları fethedilip onlardan esir alınınca, krallar, onlardaki kuvvet ve kudrete meylettiler. Hatta Abbasi halifesi Mutesim’in askerlerinin çoğu Türklerdendi. Sonra Türkler ona galip geldiler ve oğlu Mütevekkil’i öldürdüler.

Sonra diğer oğullarını da teker teker öldürdüler. Deylem memleketi karışıncaya dek bu böyle devam etti. Sonra Türklerden şamanist krallar, yabancı memleketlere galip geldiler. Sonra Memlûkilere Sebeketkin ailesi galip geldiler. Sonra Selçuklular bölgeye hâkim oldular. Bunların toprakları Irak, Şam ve Rum topraklarına kadar uzamıştı. Sonra onların tebaasından kalanları Zengiler, Eyyubîler, Şam’da Türkler (yerli halktan) fazla oldular. Mısır, Şam ve Hicaz topraklarına hâkim oldular.

Beşinci yüzyılda Selçuklulara, Guz kabilesi karşı çıktı. Beldeleri harap ettiler, insanlara saldırdılar. Sonra daha büyük musibet Tatarlar ortaya çıktı. Cengiz Han’ın çıkışı altıncı yüzyıldan sonradır. Özellikle doğu tarafı onun sayesinde devamlı tutuşturulan bir ateşe dönmüştür. Onların şerrinin ulaşmadığı hiçbir belde kalmamıştır. Sonra Bağdat’ın harap edilmesi ve Halife Mustesim’in 656 yılında öldürülmesi onların eliyle gerçekleştirilmiştir.

Sonra onların kalanları yeryüzünü harap etmeye devam etmişlerdir. Nihayet onların sonuncusu El-Lenk bu kelimenin manası topal demektir. İsmi Timur’dur. Şam diyarını dolaşmış, orayı ifsat etmiş Suriye’nin başkenti Dımeşk’i yaktırmıştır. Hatta orası temelleri üzerine göçmüş, harabeye dönmüştü. Rum topraklarına ve Hindistan’a girmiştir. Allah, onun ruhunu kabzedene kadar uzun müddet yaşamıştır. Sonra oğulları ülkeyi paylaşmışlardır. Anlattığım bu olayların geneli ile Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haberinin doğruluğu ortaya çıkmıştır.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kanture oğulları, ümmetimden mülkünü alacak ilk kimselerdir.”

Hadiste Kanture oğulları ile kastedilen Türklerdir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in “ümmetim” ifadesiyle kastettiği nesep ümmetidir, davet ümmeti değildir! Yani Arapları kastetmiştir. Allah en iyisini bilir. Bunun üzerine Tatarlar hicri yedinci asrın başlarında ortaya çıkmışlardır. Onlar Türklerdendir. Çünkü Türklerin vasıflarında olan özellikler Tatarlara uyar.

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bunların tamamı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mucizelerindendir. Türklerle savaş yapılmıştır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onların vasıflarını şöyle zikrediyor:

Gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık, yüzleri geniş, sanki deri üzerine deri kaplanmış kalkan gibi kıldan ayakkabı giyerler.

Bunların tamamı bizim zamanımızda var olmuştur. Müslümanlar, birçok kere onlarla savaşmışlardır. Kerim olan Allah’tan akıbetimizi tüm Müslümanlar için hayır etmesini, işlerinde ve sair hallerinde onlara daima lütufta bulunmasını ve korumasını diliyoruz. Salât ve selam, heva ve hevesinden değil, sadece kendisine vahiy edileni konuşan Rasule olsun.”
16) Yabancı Milletlerle Savaşılması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Siz, yabancı milletler, Huz ve Kirman kabileleri ile savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Onların yüzleri kırmızı, burunları basık, gözleri küçüktür. Sanki yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibidir. Ayakkabıları da keçedir.”

Buhari 3368

Bu hadiste, Huz ve Kirman kabileleri zikredilmiştir. Vasıfları Türklere benzese de bunlar Türk değildirler.

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu hadis, Türklerle yapılan savaşı anlatan hadis değildir! Her iki hadisin arası ise her iki taifenin de çıkacağını uyarmak olarak cem edilir.”
17) Güvenliğin Yaygınlaşması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bir yolcu, yolu kaybetme endişesi dışında hiçbir şeyden korkmadan, Irak ile Mekke arasında gidinceye kadar kıyamet kopmaz!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 2/370

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu hadisi, sahabe zamanında Müslümanların fethettiği beldelere İslam ve adalet yayılınca gerçekleşmiştir.

Hadisin bu hükmünü ibni Adiyy (Radiyallahu Anh)’in hadisi de teyit eder.

İbni Adiyy (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında iken bir adam gelip fakirlikten şikâyet etti. Sonra biri gelip eşkıyalar tarafından yol kesilmesinden şikâyet etti. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu:

−“Ey Adiyy! Sen Hire şehrini gördün mü?”

Ben:

−Hayır, görmedim ama hakkında bana haber verildi, dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Sana hayat uzun olursa bir kadının mahfili içinde Hire’den yolculuk edip Allah’tan başka kimseden korkmadan gelip Kâbe’yi tavaf edeceğini görürsün!”

Buhari 3370

Bu hadisin hükmü, ikinci kez şerrin, zulmün ve haksızlığın yerini iyilik ve adaletin alacağı zaman yani Mehdî ve İsa (Aleyhisselam)’ın zamanında olacaktır.

İbni Adiyy (Radiyallahu Anh) hadisinde bahsedilen güven içinde Hire’den Mekke’ye yolculuk etmek fiilen sahabe zamanında gerçekleşmiş ve ibni Adiyy (Radiyallahu Anh) hadisinin devamında zikredilmektedir. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) hadisinde bir kişinin, Irak’tan Mekke’ye, yolu kaybetmenin dışında hiçbir şeyden korkmadan gidip gelmesi kıyamet alameti olarak zikredilmiştir. Dolayısıyla bu, kıyamet saatine yakın bir zamanda meydana gelecektir. (Mütercim)
18) Güvenlik Güçlerinin ve Zalimlerin Avenelerinin Çok Olması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ömür sana uzun olursa ellerinde sığırkuyrukları gibi bir şeyler bulunan topluluğu görmen yakındır! Onlar, sabahtan öğleye kadar Allah’ın gazabında yol alırlar! Öğleden akşama kadar da Allah’ın kızgınlığında yürürler!”

Müslim 2857

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ateş ahalisinden iki sınıf vardır ki ben onları görmedim. Bir topluluk ki yanlarında sığırkuyrukları gibi bir takım kırbaçlar var, onlarla insanlara vuruyorlar!”

Müslim 2128

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu hadis, Nebilik mucizelerinden biridir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği şey gerçekleşmiştir. Kırbaçlılara gelince onlar polis ve benzeri emniyet mensuplarıdır.”
19) Faizin Yaygınlaşması

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki kimse malı helalden mi? Haramdan mı? Kazandığını önemsemeyecektir!”

Buhari 1926

Günümüz insanları, bankaların faize dayalı işlemlerinin çokça artmasıyla oluşan durumunu düşünürse, Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiğine ne kadar uygun olduğunu görür.
20) Zinanın Yaygınlaşması

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İlmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın ortaya çıkması kıyamet alametlerindendir!”

Müslim 2671, Buhari 240

Bundan daha büyüğü, zinanın helal sayılmasıdır!

Ebu Malik el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden bir takım topluluklar olacak, onlar zina etmeyi, ipek elbise giymeyi, içkiyi ve çalgı aletlerini mubah sayacaklardır!”

Buhari 5650

Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu hadis, nübüvvet alametlerinden bir alamettir. Çünkü o, olacak şeyleri haber vermiştir. Özellikle bu zamanda aynen haber verdiği şeyler meydana gelmiştir.”

Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh)’in zamanında o alametler çıkmışsa, bizim zamanımızda daha yaygın olması doğaldır.

Şeyh Hamud (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Kendini İslam’a nispet eden birçok beldede zina için özel mekânlar yapılmıştır. O özel yerlerin dışında zaten yaygındır. Aksine bundan daha kötüsü, bu zamanda, fahişelere fuhuş yapmaları için özel merciler tarafından ruhsat veriliyor olmasıdır.”
21) Çalgı Aletlerinin Ortaya Çıkması ve Helal Sayılması

Sehl bin Saad es-Saidi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ahir zamanda yere batma, taşlanma ve suret değişmesi olacaktır!”

Denildi ki:

−Bu ne zamandır? Ey Allah’ın Rasulü! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Çalgı aletleri ve şarkıcılar ortaya çıktığındadır!”

Tirmizi 2309

Bu alamet, geçmiş asırlarda ortaya çıkmıştır. Günümüzde daha çoğalmış ve yaygınlaşmıştır. Hadiste işaret edildiği gibi, şarkıcı erkekler ve kadınlar çoğalmıştır. Bundan daha büyük musibetse birçok insanın çalgı aletlerini helal saymasıdır. Böyle olanlara, ‘suretleri değişecek, taşlanarak helak olacaklar ve yere batırılacaklar’ diye tehdit vardır.

Ebu Malik el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimden bir takım kavimler gelecek; zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgı aletlerini mubah sayacaklar! Yine bir takım topluluklar bir dağın yanına konaklayacaklar. Onlara ait koyun sürüsü ile çoban her sabah onlara gelecek. Bunlara bir fakir ihtiyacı için gelecek de ona;

−‘Bize yarın gel’ diyecekler. Allah dağı geceleyin onların üzerine indirip bir kısmını helak edecek, diğerlerini de kıyamet gününe kadar maymunlar ve domuzlar şekline çevirecektir!”

Buhari 5650
22) İçkinin Çok İçilmesi ve Helal Sayılması

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İlmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın ortaya çıkması kıyamet alametlerindendir!”

Buhari 240

Ebu Malik el-Eşari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

“Ümmetimden bir takım kavimler gelecek; zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgı aletlerini mubah sayacaklar. Yine bir takım topluluklar bir dağın yanına konaklayacaklar. Onlara ait koyun sürüsü ile çoban her sabah onlara gelecek. Bunlara bir fakir ihtiyacı için gelecek de ona;

−‘Bize yarın gel’ diyecekler. Allah dağı geceleyin onların üzerine indirip bir kısmını helak edecek, diğerlerini de kıyamet gününe kadar maymunlar ve domuzlar şekline çevirecektir!”

Buhari 5650

İbni Arabî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu hadisteki mananın ‘içkinin helal olduğuna inanırlar’ şeklinde olması muhtemeldir. Ya da bu, önemsememekten kinaye olabilir. Yani helal bir şeyi önemsemedikleri gibi içkiyi de önemsemeden içerler.”

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ne kadar doğru söylediği zamanımızda ortaya çıkıyor. Bütün kötülüklerin anasına, ‘alkollü içecekler’ diyorlar. Daha beteri ise bazı İslamî beldelerde açıktan satılması ve alenen içilmesidir! Uyuşturucu maddelerin benzeri görülmemiş şekilde yaygınlaşması çok büyük tehlike ve bozulmanın sinyallerini vermektedir. Önce de sonra da emir Allah’a aittir.
23) Yüksek Binaların Yapılması

Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Cebrail (Aleyhisselam), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda ona şöyle cevap vermişti:

−“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir!”

Cebrail (Aleyhisselam):

−‘Bana kıyametin alametlerini söyle,’ dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Cariyenin efendisini doğurması, çıplak, fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir!”

Müslim 8

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Çöl ahalisi ya da onlar gibi yoksul ve muhtaç kimselere dünya malının yayılıp genişlemesidir. Nihayet onların yüksek bina yapmakta birbirlerine övünür hale gelmeleridir.”

Nevevi Müslim Şerhi 1/159

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu alamet, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zamanına yakın bir vakitte meydana gelmiş alametlerdendir. Yüksek bina yapmakta yarışmanın manası ev yaptıran kimsenin evinin yüksekliğinin diğerinin evinden fazla olmasını istemesidir. Burada kastedilen, evlerin süslenmesinden insanların birbirlerine övünmeleridir şeklinde olabilir. Ya da daha genel mana olabilir. Bunların çoğu zamanımızda bulunmaktadır ve artmaya devam etmektedir.”

İbni Hacer Fethu’l-Bari 13/88

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği durum, bizim zamanımızda daha bariz ortaya çıkmıştır. İnsanlar yüksek bina yapmakta birbirleriyle yarış içine girdiler. Hatta bu iş, gökdelenler yapmaya kadar gitti.
24) Cariyenin Efendisini Doğurması

Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Cebrail (Aleyhisselam), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunda Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle cevap vermişti:

−“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir!”

Cebrail (Aleyhisselam):

−‘Bana kıyametin alametlerini söyle,’ dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Cariyenin efendisini doğurması, çıplak, fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir!”

Müslim 8

Âlimler arasında bu alamet hakkında görüş ayrılığı vardır.

Birinci Görüş: Hattabî (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Cariyenin efendisini doğurmasının anlamı şudur; İslam beldelere yayılır, cariyeler çoğalır ve insanlar cariyelerinden çocuk sahibi olurlar. Bir adamın cariyesinden olan kızı, kendi annesinin efendisi olur. Çünkü babanın mülkü takdirde çocuğa döner.”

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) bu görüşü âlimlerin çoğunun kabul ettiğini söyler.

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Fakat Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu manayı kastediyor olmasında şüphe vardır. Cariyelerden çocuk edinmek, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bunu bildirdiği zamanda da mevcuttu. Şirk beldelerine girilmesi ve zürriyetlerinin esir alınıp köleleştirilmesi İslam’ın ortalarında olmuştur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in buyruğunda geçen ‘kıyamet alametleri’ sözü henüz olmamış, kıyamete yakın zamanda meydana gelecek olaylara işarettir.”

İkinci Görüş: Kralları cariyelerin doğurmasıdır. Doğuran kadın, kralın tebaasından olur, kral da tebaasının efendisidir.

Üçüncü Görüş: Şüpheli bir birleşmeyle cariye, efendisinden başka bir kimseden çocuk meydana getirir ya da cariye, bir köleyle nikâhlı olarak veya zina ederek bir çocuk dünyaya getirir. Sonra bu iki hal çerçevesinde sahih bir satışla cariye başkasına satılır. Nihayet o, satılıp alınarak ellerde dolaşır ve onu, dünyaya getirdiği oğlu veya kızı kendisini satın alır da onun efendisi olur.

Dördüncü Görüş: Çocukların anne babalarına asi olup kötü davranmalarının çoğalmasıdır. Yani çocuk, annesine, efendinin kölesine davrandığı gibi muamele eder. Hakir görme, kızma, dövme ve kendisine hizmet ettirme gibi… Bu olaya mecazen cariyenin efendisini doğurması denilmiştir. Ya da kastedilen, terbiye veren efendi şeklinde ise o zaman hakikat olur.

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bana göre kapsamlı oluşundan dolayı, bu görüş, diğer görüşlerden daha isabetlidir. Çünkü böylesi bir durum, bu olayın var olmasıyla birlikte ortamın alışılagelmemiş bir şekilde bozulacağına işaret ediyor.

Bu olay kıyametin yakında kopacağına işaret eder. Sonra işlerin tam tersine döneceğine, terbiye edenlerin terbiye edilen durumuna, alçakların yüksek durumuna geleceklerine işarettir. Bu görüş, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in diğer alametteki koyun çobanlarının yüksek bina sahibi olmaları alametine uygundur.”

Beşinci Görüş: Cariyeler, ahir zamanda erkeğin yakını, sırdaşı olarak işaret edilecektir. Büyük bir adamın altında cariye olacak, hür kadın olmayacaktır. Bundan dolayı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözüne şu sözünü bitiştirmiştir:

“Çıplak koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışacakların görmendir!”
25) Öldürme Olaylarının Çoğalması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Herc çoğalmadıkça kıyamet kopmaz!”

Denildi ki:

−Herc nedir? Ey Allah’ın Rasulü! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Öldürmedir, öldürmedir!”

Buhari 6974, Müslim 8/417

Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Nefsimi elinde bulunduran zata yemin ederim ki insanlar üzerine, katil neden öldürdüğünü maktul de neden öldürüldüğünü bilmediği zaman gelmeden dünyanın sonu gelmez!”

Denildi ki:

−Bu nasıldır? Ey Allah’ın Rasulü! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−Herc meydana geldiği zamandır. Öldüren de öldürülen de ateştedir!”

Müslim 2908

Son asırlarda, milletler arasında çıkan çetin savaşlarda binlerce insan yok olup gitmiştir. Hatta biri diğerini öldürüyor da onu buna sevk eden şeyi bilmiyordu. İşte böylece Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haberinin doğruluğu ortaya çıkıyordu.
26) Zamanın Yaklaşması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İlim sökülüp alınmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman yaklaşmadıkça, öldürmek sadece öldürmekten ibaret olan herc çoğalmadıkça, sizde mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz!”

Buhari 986

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Zaman yaklaşıncaya hatta bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi, bir gün bir saat gibi, bir saat de ateşte kuru otun yanması gibi oluncaya dek kıyamet kopmaz!”

Tirmizi 2434

Zamanın yaklaşması hakkında âlimlerin birçok görüşleri vardır:

Birinci Görüş: Bununla kastedilen, zamanda bereketin azalmasıdır. İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu olay bizim zamanımızda meydana gelmiştir. Günlerimiz o kadar hızlı geçiyor ki daha önceki asırlarda zamanın böyle hızlı geçtiğini duymadık.”

İkinci Görüş: Burada kastedilen, Mehdî ve İsa (Aleyhisselam) zamanıdır. İnsanların hayattan zevk almaları, emniyetin yaygınlaşması ve adaletin galip gelmesidir. Çünkü insanlar bolluk günlerini uzun olsa da kısa görür, zor günleri kısa olsa da uzun sayarlar.

Üçüncü Görüş: Dinin azlığından dolayı insanların hallerinin birbirine yakın olmasıdır. Nihayet günahların aleniliği, günahkârların çokluğu sebebiyle onlardan iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan kimse bulunmaz.

Dördüncü Görüş: Hadiste kastedilen mana; Uzakları yakın eden ulaşım araçlarının, hızlı hava ve kara taşıtlarının çoğalmasıyla insanların birbirlerine yakın olmalarıdır.

Beşinci Görüş: Burada kastedilen gerçek manada zamanın hızlanması ve kısalmasıdır. Bu da ahir zamanda olacaktır.

İbni Ebi Hamza şöyle demiştir:

“Hadiste zamanın yaklaşması ile kastedilen, ‘Bir yıl bir ay gibi olana kadar kıyamet kopmaz!’ şeklinde buyrulduğu üzere zamanın kısalması madden yahut manen olabilir.

Madden kısalması, henüz zuhur etmemiştir ve muhtemelen kıyamete yakın zamanda meydana gelecek işlerdendir. Manen kısalmasına gelince, zahir olduğundan beri üzerinden bir süre geçmiştir. Bunu, ilim sahipleri ve dünyevî bilgi sahiplerinden kıvrak zekâlılar bilirler. Daha önceleri yapa geldikleri miktarda işleri şu anda yapmaya güç yetiremiyorlar. Bundan hep şikâyet ediyorlar ve bunun sebebini bilmiyorlar.

Muhtemelen bu, birçok yönden dine zıt işlerin meydana çıkmasından kaynaklanan iman zayıflığından olmaktadır. Bundan daha kötüsü, sırf haram olan yahut içerisinde haram katkısı açık olan gıda maddeleridir ki insanların çoğu bunu fazla önemsemiyorlar, elde etmeye ne zaman güçleri yetse hemen alıyorlar. Vakıa şudur ki, zamanda, rızıkta ve nebatta bereket, ancak imanın kuvvetlenmesi, emredilene uyma ve yasaklanandan kaçınma yolundan geçer. Bu sözümüze Yüce Allah’ın şu buyruğu şahidlik eder:

“Eğer o beldelerin ahalileri iman etmiş ve sakınmış olsalardı elbette onların üzerine yerin ve göğün bereket kapılarını açardık!”

Araf Suresi 96
27) Çarşıların Yaklaşması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Fitneler aleni olup yalan çoğalıncaya ve çarşılar yaklaşıncaya kadar kıyamet kopmaz!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 2/519

Şeyh Hamud şöyle demiştir:

Çarşıların yaklaşması, zayıf bir hadiste çarşıların kesata uğraması ve kazancının azalması şeklinde tefsir edilmiştir. Ancak Allah en iyisini bilir bize zahir olan, zamanımızda meydana gelen şeylere işaret vardır. İnsanlar, kara ve hava taşıtlarıyla yahut sesleri ileten radyo ve cep telefonları gibi araçlarla birbirlerine yaklaştılar. Bu aletlerle çarşılar birbirine yakınlaştı.

Nerede fiyatlarda bir değişiklik olsa dünyanın ücra köşelerindeki insanlar biliyorlar. Fiyatlarda artış varsa onlar da arttırıyorlar, iniş varsa onlar da indiriyorlar. Herhangi bir tüccar, araba ile birkaç günlük yürüyüş mesafesindeki uzak şehirlerin çarşılarına gidiyor. İhtiyacını giderip aynı gün içerisinde dönüyor. Yine bir aylık yürüyüş mesafesindeki uzak şehirlere uçakla gidiyor, aynı gün içerisinde dönebiliyor. Çarşılar üç yönden birbirine yaklaşmıştır:

1) Fiyat artışı ve düşüşü gibi şeylerin çabuk öğrenilmesi yönünden.

2) Mesafesi çok uzun olsa da bir çarşıdan diğerine çabuk gidip gelme yönünden.

3) Esnafın birbirine fiyat bakımından yakın olması, çarşı ahalisinin fiyat artırımı ya da indiriminde birbirlerine uymaları yönündendir. Allah en iyisini bilendir.
28) Bu Ümmette Şirkin Ortaya Çıkması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Devs kabilesinin kadınları kalçalarını, Zü’l-Halasa putunun etrafında çalkalanmadıkça etmedikçe kıyamet kopmaz!’”

Buhari 697, Müslim 2906/51

Zü’l-Halasa: Yemame’de Hasam oğullarının tazim edip tavaf ettiği ve Yemame Kâbe’si ismi verdikleri evin ismidir. Bu eve, bu isim, içerisindeki Zü’l-Halasa isimli insan şeklindeki heykelden dolayı verilmiştir. Cahiliyede insanlar onun önünde saygıyla durur, onu tazim eder ve kurban kesip taparlardı. (Mütercim)

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu hadiste bildirdiği olay vaki olmuştur. Devs kabilesi ve etrafındaki Araplar, o beldelere cehalet dönünce Zü’l-Halasa hakkında fitneye düştüler. O putu ilk haline getirip Allah’ı bırakarak ona tapmaya başladılar. Bu hal, Muhammed bin Abdulvahhab (Rahmetullahi Aleyh) tevhide çağırmaya başlayana dek devam etti.

Müteakiben İmam Abdülaziz bin Muhammed Suud (Rahmetullahi Aleyh), tevhid davetçilerini onlara gönderdi. Davetçiler, o putu yıktılar. Sonra Suud ailesinin Arap yarımadasında hâkimiyeti bitince o dönemde bazı cahiller tekrar Zü’l-Halasa’ya tapmaya başladılar. Sonra melik Abdülaziz bin Abdurrahman Suud bölgeye hâkim olunca ordudan bir birlik gönderip putu yıktırdı ve tamamen onun izini sildi. Allah’a hamd olsun. Şirk göstergeleri çoktur. Sadece taşlara, ağaçlara ve kabirlere tapınmakla sınırlı değildir. Onlardan biri de tağutları Allah’a benzer tutmaktır!
29) Fuhşiyatın Ortaya Çıkması, Akrabalık Bağlarının Kesilmesi ve Kötü Komşuluk

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Fuhuş, akrabalık bağlarının kesilmesi ve kötü komşuluk ortaya çıkıncaya kadar kıyamet kopmaz!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 2/162

Şeyh Yusuf şöyle demiştir:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği bu alamet de ortaya çıkmıştır. İşlediği günahı konuşmayı hiç önemsemeyen, işlediği günaha karşılık çekeceği azabı basite alan insanlar arasında fuhuş çok yaygınlaşmıştır. Akrabalık bağları koptu, akraba akrabayı aramıyor. Aralarında bir kopukluk ve uzaklık meydana geldi. Kötü komşuluğa gelince, söyle söyleyebileceğini! Nice komşu, komşusunu tanımıyor ve halini sormuyor!”
30) Yaşlıların Gençleşmesi

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ahir zamanda öyle bir topluluk olacak ki, güvercin göğsü gibi sakallarını ve saçlarını siyaha boyayacaklar! Onlar cennetin kokusunu duyamazlar!”

Ebu Davud 4212, Ahmed bin Hanbel Müsned 1/273

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

Hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği bu alamet de bizim zamanımızda ortaya çıkmıştır. Bu hareket sakalların ve saçların siyaha boyanması erkekler arasında yaygınlaştı.

Bize zahir olan Allah en iyisini bilir Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, güvercin göğsü gibi buyurması şu andaki bazı Müslümanların halini benzetmedir. Onları sakallarını güvercin göğsü gibi yaparken görürsün. Yanak taraflarını tıraş ederler ve çene kısımlarını biraz bırakırlar. Sonra da onu siyaha boyarlar, tıpkı güvercin göğsü gibi olur.
31) Aşırı Cimrilik ve Hırsın Çoğalması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Zaman yaklaşır, amel eksilir, insanlara aşırı cimrilik ve hırs atılır!..”

Buhari 6023

Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Aşırı cimrilik ve hırsın ortaya çıkması, kıyamet alametlerindendir!”

Taberani Mucemu’l-Evsad 748
32) Ticaretin Çoğalması ve Kadının Ticarette Kocasına Yardım Etmesi

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kıyametin hemen öncesinde sadece özel insanlara selam verilir, ticaret yaygınlaşır, hatta kadın, ticarette kocasına yardım eder!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 1/407

Amr bin Tağleb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Malın yaygınlaşıp çoğalması ve ticaretin yaygın olması kıyamet alametlerindendir!”

Nesei 4434

Bu iş de meydana gelmiştir. Ticaret çoğaldı, ticarete kadınlar da ortak oldular. İnsanlar, mal toplamakta fitneye düştüler ve bu konuda birbirleriyle yarış içine girdiler.
33) Depremlerin Çoğalması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İlim sökülüp alınmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman yaklaşmadıkça, öldürmek sadece öldürmekten ibaret olan herc çoğalmadıkça, sizde mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz!”

Buhari 986

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Doğuda, batıda, birçok beldede depremler meydana gelmiştir. Bize zahir olan, hadiste bildirilen depremlerin genel ve devamlı olmasıdır.”
34) Yere Batırılma, Suret Değiştirilme ve Taşlanma Olaylarının Vaki Olması

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bu ümmetin sonunda yere batırılma, suret değiştirilme ve taşlanma olacaktır!”

Aişe (Radiyallahu Anha) diyor ki:

−Ya Rasulallah! Aramızda salih kimseler olduğu halde helak olur muyuz? diye sordum. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Evet, çirkin işler baş gösterdiği vakit!”

Tirmizi 2280

Yere batırılma, asrımızdan önce, doğuda, batıda, birçok yerde meydana gelmiştir. Zamanımızda yeryüzünün değişik yerlerinde de yere batırılma hadiseleri vaki olmuştur.
35) Salih İnsanların Yok Olması

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Allah Azze ve Celle yeryüzünden hayır ehli salih kullarını kabzetmedikçe kıyamet kopmaz! Müteakiben yeryüzünde kendilerinde hiçbir hayır olmayan şerli insanlar kalır ki onlar da ne bir iyiliği bilirler ne de bir kötülüğü reddederler!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 2/210

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

“Salihlerin yok olması, günahların çoğaldığı, iyiliği emretmenin, kötülüğü yasaklamanın terk edildiği zamandır.”
36) Sefillerin Yüksek Makamlara Gelmeleri

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İnsanların üzerine öyle hayırsız yıllar gelir ki, o zamanda yalan söyleyen kişi doğrulanır, doğru söyleyen kişi yalanlanır! Haine güvenilir, emin kimseye güvenilmez! O zamanda Rüveybida konuşur!”

Denildi ki:

−Rüveybida nedir? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Sefih kimse genelin işi hakkında konuşur!”

İbni Mace 4036, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1887

Cebrail hadisinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Çıplak, koyun çobanlarının insanların başı olduğunu gördüğün zaman, o, kıyamet alametlerindendir!”

Buhari 203

İbni Recep şöyle demiştir:

“Cahil ve kaba kimseler olarak yalın ayak, çıplak koyun çobanları, insanların başı, mal ve servet sahibi olduğunda din ve dünya düzeni bozulur. Çünkü daha önceden fakir iken sonradan melik olan, ister mülkü genel olsun ister özel olsun o insanlara hakkını vermez.

Aksine onların üzerinde bulunmaktan dolayı kendini onlara tercih eder. Bir de cahil ve kaba bir insansa bu sıfatlarla dini de ifsat eder. Çünkü o, insanların dinlerini ıslaha ve onu öğrenmelerine önem vermez. Aksine mal biriktirmeye ve onu çoğaltmaya önem verir. Dini ifsat ettiğine aldırış etmez. Onların ihtiyaçlarının karşılanmasını önemsemez.”

Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bir adam için ne akıllıdır, ne zariftir, ne tedbirlidir denir. Hâlbuki onun kalbinde hardal tanesi kadar iman yoktur!”

Buhari 6419

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

“Bu alamet de zamanımız Müslümanları arasında gerçekleşmiştir. İnsanların en fâsıkı olduğu halde, din ve emaneti en az olduğu halde bir kimse için ne akıllı, ne ahlaklı diyorlar, ona en güzel vasıfları yakıştırıyorlar. Oysa o kimse, Müslümanlara düşman da olabiliyor, İslam’ı yıkmaya da çalışabiliyor. Güç ve kuvvet, Aliyy ve Azîm olan Allah’ındır.”
37) Sadece Tanıdıklara Selam Verilmesi

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bir adamın diğerine, sadece tanıdığı için selam vermesi kıyametin alametlerindendir!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 1/405

Yine Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kıyametten hemen önce, sadece özel kimselere selam verilir!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 1/419

Şeyh Hamud diyor ki:

“Bu iki hadisteki alametin doğruluğu bizim zamanımızda ortaya çıkmıştır. Bu olaya birçok beldede rastladık.”
38) Küçüklerin Yanında İlim Aranması

Ebu Ümeyye Cumehî (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Üç şey kıyametin alametlerindendir, onlardan biri de ilmin, küçüklerin yanında aranmasıdır!”

Taberani Mucemu’l-Kebir 22/361

Nakledildiğine göre, Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

“İnsanlar kendilerine Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in arkadaşlarından ve büyüklerden gelen ilme yapıştıkları müddetçe salihler olarak kalırlar. İlim onlara küçüklerinden gelince helak olurlar!”

Taberani Mucemu’l-Kebir 9/114
39) Giyinik Çıplakların Ortaya Çıkması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Cehennem ehlinden iki sınıf insan vardır ki, ben onların benzerini görmedim! Bir topluluk ki, yanlarında sığırkuyruklarına benzer bir takım kamçılar var, bunlarla insanlara vurmaktadırlar! Bir de giyinik olduğu halde çıplak, meyleden erkekleri kendilerine meylettiren, başları Horasan develerinin hörgücüne benzer kadınlardır! Bunlar cennete giremezler! Cennetin kokusunu dahi duyamazlar! Kuşkusuz ki, cennetin kokusu şu kadar, şu kadar mesafeden alınır.”

Müslim 2128

İmam Nevevi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu hadis, nübüvvet mucizelerindendir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in aynen buyurduğu şekilde vaki olmuştur. Hadisteki giyinik çıplaklara gelince onda birkaç yön vardır.

Birincisi: Allah’ın nimetinden giyinirler, şükründen çıplaktırlar.

İkincisi: Elbise olarak giyiniktirler, ancak hayır işlerinde ahirete önem verme ve ibadetlere özen gösterme gibi işlerde çıplaktırlar.

Üçüncüsü: Güzelliğini göstermek için bedeninin bir kısmını açarlar. Bunlar giyinik çıplaktır.

Dördüncüsü: Vücudunun iç kısmını belli eden ince elbiseler giyerler. Bunlar giyinik çıplaktır. Meyleden ve kendine meylettiren kadınlara gelince, onlar hakkında; Allah’a itaat, namuslarını korumak ve benzeri hususlardan yüz çevirenlerdir, denilmiştir.

Meylettirenler: Yaptıklarını başkalarına öğretenlerdir. Yürürken kibirlenerek yürüyenlerdir. Omuzlarını sallayıp salınarak yürüyenlerdir, denilmiştir.

Meyledenler: Hayat kadınları gibi saçlarını tarayanlardır. Erkeklere meylederler, gösterdikleri süsleriyle de erkekleri kendilerine meylettirirler.

‘Başları deve hörgücü gibidir…’ cümlesinin manası:

Başa örtülen eşarp ve benzeri bez parçalarıyla başların büyük gösterilmesidir. Hatta deve hörgücüne benzetilmiştir. Hadisin tefsirinde en meşhur olan budur. Bu hadis, asrımızda şahid olunan bir hareketi haber vermektedir.

Zamanımızda kadınların saçlarını düzenleyen, güzelleştirerek değişik modellerde şekiller veren kuaför adlı salonlar kurulmuştur. Şer artıp büyümüş, birçok kadın Allah’ın kendilerine bağışladığı saçla yetinmeyip yapma saç satın alıyorlar. Allah yardımcımız olsun!
40) Yırtıcı Hayvanların ve Cansız Varlıkların İnsanlarla Konuşması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Bir kurt, koyun sürüsüne gelip sürüden bir koyun kaptı. Çoban da koyunu kurttan çekip aldı. Kurt bir tepeye çıkıp çömelerek oturdu. Sonra çobana:

−Sen Allah’ın bana rızık olarak verdiğini benden aldın, dedi. Adam:

−Allah’a yemin olsun ki, bugünkü gibi böyle konuşan bir kurdu görmemiştim, dedi. Kurt, çobana:

−Bundan daha hayret vericisi, iki kara taşlık arasındaki hurmalıklarda bir adam, geçmişteki olmuş şeyleri ve bundan sonra olacak şeyleri haber veriyor, dedi. Adam Yahudi idi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelip olanları haber verdi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o adamı tasdik etti ve sonra şöyle buyurdu:

“Kıyametten önceki alametlerden bir alamet de kişi (evinden) çıkar, ayakkabısı yahut kamçısı ailesinin kendinden sonra neler yaptığını haber vermeden dönmemesi yakındır!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 2/306

Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Nefsim elinde bulunduran zata yemin ederim ki, yırtıcı hayvanlar insanlarla konuşmadan, kamçısının ucu ayakkabısının kemeri kişi ile konuşmadan ve kişinin uyluğu arkasında ailesinin ne yaptığını kendisine bildirmeden kıyamet kopmaz!”

Tirmizi 2272

Şeyh Hamud şöyle demiştir:

“Yırtıcı hayvanların insanlarla konuşması, kamçının, ayakkabının, insanın uyluğunun kendisiyle konuşması, ağaçların ve taşların Yahudileri göstermesi gibi kıyamet alametleridir. Bu olayların hiçbiri mecazi değildir, hakikat olarak gerçekleşecektir!”
41) Musibetlerin Şiddetinden Dolayı Ölümün Temenni Edilmesi

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bir adam diğerinin kabri yanından geçerken keşke şunun yerinde ben olsaydım demeden kıyamet kopmaz!”

Buhari 6970

İbni Battal (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Fitneler ortaya çıktığı zaman kabirdekilere gıpta edilir ve ölüm temenni edilir. Bu, ancak batıl ve ehlinin galip gelmesinden, günahların ve münkeratın ortaya çıkmasından ve dinin elden gitmesinden korkulduğu içindir.”

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu temenni, herkes için genel bir hüküm değildir! Hayır ehli için özel bir durumdur. Diğerleri ise diniyle alakalı olmasa da canına, ailesine yahut malına gelen bir musibet sebebiyle böyle bir temennide bulunabilir.”

Zeynuddin Irakî şöyle demiştir:

“Bu olayın her beldede, her zamanda bütün insanlarda olması gerekmez. Aksine bu temenniyi herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde bazı kimseler yaptığında mutabakat sağlanmış olur. Temenninin kabirlere uğramayla ilişkilendirilmesinde, o zamanın insanlarının çok şiddetli fesat içinde olduklarını hissettirme vardır.

Şöyle ki kişi bazen kötü halini göz önünde bulundurarak ölümü temenni edebilir. O, bir ölüyü seyredip kabirleri görünce tabii olarak ondan irkilir, korkuyla kaçar ve ölümü temenni etmez. Şiddet güçlenip fazlalaştığı zaman kabrin vahşeti vb. olumsuzluklar onu ölümü temenni etmekten vazgeçiremez!

Bununla beraber ölümü temenni etmenin yasak oluşu da bu temenniyi ortadan kaldırmaz. Çünkü bu hadisin anlamı, gelecekte olacak bir olayı haber vermektir. Bu sebeple ölümü temenni etmeyi yasaklayan şer’i hükümle çelişmez!”
42) Rumların Çok Olması ve Müslümanlarla Savaşmaları

Müstevrid Kureşi, Amr bin As’ın yanında iken ben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim:

“Rumlar, insanların en çoğuyken kıyamet kopar!”

Amr bin As:

−Söylediğine dikkat et, dedi. Müstevrid:

−Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den duyduğumu söylüyorum, dedi.

Müslim 2898

Avf bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Tebük gazvesinde deriden yapılmış bir çadır içerisindeyken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına geldim, şöyle buyurdu:

“Kıyametin kopmasından önce altı şeyi say! Benim ölümüm! Sonra Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi! Koyunların kırıldığı gibi sizi yakalayıp helak edecek veba salgını! Sonra malın çoğalması ki bir kimseye yüz dinar verilir, buna karşın o kişi kızmaya devam eder! Sonra Arap evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne! Sonra sizinle sarı ırk arasında bir barışın olması! Bu barışın akabinde onlar antlaşmayı bozarlar ve her bayrağın altında on iki bin kişi olduğu halde seksen bayrak altında size saldırırlar!”

Buhari 2967

Nafi bin Utbe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Biz bir gazvede Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. Orada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den dört kelime ezberledim. Onları daima elimde hazır tutuyorum.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu:

“Sizler Arap yarımadasını fethetmek için savaş yapacaksınız, Allah onun fethini nasip edecek. Sonra Fars diyarının fethi için savaşacaksınız, Allah onun da fethini nasip edecek. Sonra Rumlarla savaşacaksınız, Allah onun da fethini müyesser kılacak. Sonra Deccalle savaşacaksınız, Allah onun da zaferini nasip edecek.”

Nafi:

−Ey Cabir! Biz, Rumlara karşı zafer kazanılana kadar deccalin çıkacağını zannetmiyoruz, dedi.

Müslim 2900

Müslümanlarla Rumlar arasında meydana gelecek harbin vasfı da gelmiştir. İmam Müslim (Rahmetullahi Aleyh)’in Sahih’inde, Cabir bin Yuseyr (Radiyallahu Anh)’dan şöyle naklediyor:

Kûfe’de kırmızı bir rüzgâr esmişti. Derken Ey Abdullah ibni Mes’ud! Kıyamet saati geldi, demekten başka bir konuşma ve hali olmayan bir adam çıkageldi.

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) dayanmakta iken doğruldu, oturdu ve:

−Miras taksim olunmaz hale gelmedikçe ve ganimetle sevinilmedikçe kıyamet kopmaz, dedi. Sonra:

−Şu taraftan diyerek Şam tarafını gösterdi. Sonra:

−Müslümanlar aleyhine bir düşman toplanır, dedi. Ben:

−Rumlar mı? diye sordum. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh):

−Evet, dedi. Sonra devamla:

−İşte bu savaş sırasında şiddetli bir saldırı olur. Müslümanlar ölüme şartlanmış ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini ileri sürerler. Bunlar gece girip de savaşamayacakları ana kadar düşmanla savaşırlar. Netice de Müslümanlar da düşman da döner. İki ordudan hiçbiri galip değildir. Öncü birlikler yok olup gitmişlerdir.

Sonra Müslümanlar yine en öne ölüme şartlanmış ancak galibiyetle dönen öncü birliklerini çıkarırlar. Aralarına gece girip de çarpışmaya mani olana kadar bunlar savaşırlar. Gece basınca İslam ordusu da düşman ordusu da geri çekilirler. Her iki tarafın da öncü birlikleri yok olup gittikleri halde iki ordudan hiçbiri galip değildir.

Sonra Müslümanlar yine ölüm kalım harbi yapacak, ancak galibiyetle dönecek öncü birliğini çıkarır. Ordular akşama kadar harp ederler. Akşam olunca İslam ordusu ile düşman ordusu geri çekilirler. Öncü birlikleri yok olup gittiği halde iki taraftan hiçbiri galip değildir.

Artık dördüncü gün olunca İslam ordusundan kalanlara hücum ederler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, hezimeti düşman üzerine yazar. Öyle muazzam bir savaş olur ki benzeri görülmemiştir. Hatta bir kuş onların yanından uçsa, bir türlü onları geride bırakamaz. Nihayet ölü olarak yere düşer. Bir baba, yüz fert olan oğullarını harbe gönderir, nihayet onlardan sadece bir kişinin sağ kaldığını görür.

Artık hangi ganimete sevinilsin, hangi miras taksim edilsin? Onlar bu durumda iken daha büyük bir kötülük çıktığını duyarlar. Birisi onlara gelerek: Deccalin onların zürriyetleri içinde çıktığını, onlara halef olduğunu ilan eder. Bunun üzerine İslam orduları ellerindeki ganimetleri bırakırlar ve vatanlarına dönerler. On kişilik süvari grubunu öncü olarak gönderirler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ben o süvarilerin isimlerini, babalarının isimlerini ve atlarının renklerini de bilmekteyim. Onlar o zaman yeryüzündeki süvarilerin en hayırlılarıdır (yahut en hayırlılarındandır)”

Müslim 2899

İbni Munir (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bugüne kadar Rumlar bu sayıda karada savaşmamışlardır. Bu olay henüz meydana gelmemiştir. Bu hususta müjde ve uyarı vardır. Fakat bu ordunun çokluğu ile beraber zafer Müslümanlarındır.

Yine bu hadiste Müslümanların ordu sayısına da işaret vardır. Şu anda olduğundan kat kat fazla olacaktır. Bu savaş, ahir zamanda ve Deccal çıkmadan önce Şam’da vuku bulacaktır. Hadisler buna işaret etmektedir. İstanbul’un fethine hazırlık olarak Müslümanlar Rumlara karşı zafer kazanacaklardır.”
43) İstanbul’un Fethedilmesi

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bir tarafı denizde bir tarafı karada olan bir şehir (İstanbul) duydunuz mu?”

Sahabeler:

−Evet, ya Rasulallah! dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“İsmail oğullarından yetmiş bin kişi o beldede (yani İstanbul’da) savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Oraya geldikleri vakit kılıçla savaşmazlar ve ok da atmazlar! La ilahe illallahu Allah-u Ekber derler, şehrin deniz tarafı düşer. Sonra yine La ilahe illallahu Allah-u Ekber derler, şehrin diğer tarafı düşer. Sonra üçüncü defa La ilahe illallahu Allah-u Ekber derler, onlar için bir gedik açılır da, onlar da şehre girerek ganimet elde ederler. Onlar ganimetleri taksim ederken birisi gelir de; Deccal çıkmıştır! diye bağırır. Onlar da her şeyi bırakıp geri dönerler!”

Müslim 2920

İstanbul’un savaşsız olarak fethedilmesi henüz meydana gelmemiştir! Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle diyor:

“Konstantiniye’nin/İstanbul’un fethi kıyametin kopmasıyla beraberdir.”

Tirmizi’nin şeyhi Mahmud bin Gaylan (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu hadis, gariptir! Konstantiniye/İstanbul, Rumların şehridir. Deccal’in zamanında fethedilecektir. Konstantiniye, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabının bir kısmı zamanında fethedilmiştir.”

Tirmizi 2340

Doğrusu sahabe zamanında İstanbul fethedilmemiştir! Muaviye’nin, oğlu Yezid’i aralarında Ebu Eyyub el-Ensarî (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu bir ordu ile İstanbul’a göndermiştir. Ancak fetih başarılamamıştır. Sonra Mesleme bin Abdulmelik, İstanbul’u kuşatmıştır. O da fethi başaramamıştır. Ancak İstanbul’da bir mescid yaptırmak üzere idarecilerle anlaşmıştır.

Ahmed Şakir (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“İstanbul’un yakın yahut uzak gelecekte fethedilmesi hadislerde müjdelenmiştir. O fetih, Müslümanlar yüz çevirdikleri dinlerine döndükleri zaman gerçekleşecek, sahih fetihtir. Bu asırdan önceki Türk’lerin fethine gelince bu, en büyük fethe hazırlıktır.

Şu an İstanbul kafirlerin elinde sayılır! Çünkü Müslümanların elinden çıkmıştır! Nedeni ise Türk’ler orada yeni bir devlet kurmuşlardır. Bu yeni kurulan devletin, İslami bir devlet değil de lâik bir devlet olduğunu açıklamışlardır! İslam düşmanı kafir devletlerle sözleşmeler imzalamışlar ve kendi çıkardıkları küfür kanunlarıyla hükmetmişlerdir! Biiznillah, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in müjdelediği İslami fetih orada gerçekleşecektir.”

Umdetu’t-Tefsir Ahmed Şakir’in ihtisar ettiği İbni Kesir Tefsiri 2/256
44) Kahtanlı Birinin Ortaya Çıkması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kahtanlı bir adam çıkıp değneği (asası) ile insanları yönetmedikçe kıyamet kopmaz!”

Buhari 3320

Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in: ‘insanları asası ile yönetir,’ ifadesi insanların doğru yolda olmasından, ona bağlılıklarından ve onda bir araya gelmelerinden kinayedir. Asanın bizzat kendisi kastedilmemiştir. Bu asa, insanların Kahtanlıya boyun eğmelerinin ve onun insanlara lider olmasının bir deyimidir. Ancak asa denilmesi, Kahtanlının diktatör olmasına ve insanlara katı davranmasına da işaret olabilir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Azatlı kölelerden Cehcah isimli biri melik olmadan gece ve gündüz gitmez! (Yani kıyamet kopmaz!)”

Müslim 2921

Bu, Kahtanlı Cehcah değildir! Çünkü hadiste bahsedilen Kahtanlı, hür insanlardandır! Yemen ehli, neseplerinin son bulduğu Himyer, Kinde, Hemedan ve benzeri kabilelerine ayrılan Kahtan’a nispet edilmiştir. Cehcah ise azatlı kölelerdendir. Bu görüşü, Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın naklettiği yukarıdaki hadis teyit eder.
45) Yahudilerle Savaşılması, Ağaçların ve Taşların Konuşması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Sizler Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Arkasında Yahudi’nin saklandığı taş:

−Ey Müslüman! Arkamda bir Yahudi var, gel ve onu öldür! der.”

Buhari 2740

Hafız ibni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Hadiste, kıyametin kopmasına yakın, ağaç ve taş gibi cansız varlıkların konuşması gibi alametlerin zuhuru anlatılıyor. Bu hadisin zahir manasına göre, adı geçen cansız varlıklar gerçek manada konuşacaklardır. Yahudilere gizlenmeleri fayda vermeyecektir, şeklinde mecazi manası da muhtemeldir, ancak birinci mana daha doğrudur.”

Şeyh Hamud şöyle demiştir:

“Birinci mananın doğruluğu kesindir, burada mecaz ihtimali var demek uygun olmaz! Özellikle hadislerde cansız varlıkların ve hayvanların konuştuğu, Yahudileri gösterdikleri açıkça belirtilmiştir. Bu da mecaz ihtimalini ortadan kaldırır. Cansız varlıkların konuşmalarını mecaz manaya hamletmek, ahir zamanda Yahudilerle savaşılırken çıkacak olan mucizenin varlığını ortadan da kaldırmaktır.

Yahudilerle, Müslümanların savaştığı diğer kâfirleri eşit tutmaktır. Çünkü Yahudiler mutlaka ağaçların ve taşların arkasına saklanacaklardır. Bununla birlikte Yahudiler hakkında söylenen başkası hakkında söylenmemiştir. Müteakiben bu işaretle ve cansız varlıkların gerçek manada Müslümanlarla konuşup Yahudilerin yerini göstermeleriyle, Yahudilerle yapılan savaşın özelliği bilinmektedir.

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

“Yine gargada ağacının ‘Yahudilerin yerini haber vermeyecek’ diye diğer varlıklardan ayrı tutulması da buna işarettir. Çünkü bu ağaç, Yahudilerin ağaçlarındandır. Bu olay da konuşmanın hakikat olduğuna işaret eder. Şayet burada kastedilen, varlıkların mecazi anlamda konuşması olsaydı, gargad ağacını istisna etmede hiçbir mantık olmazdı!”
46) Fırat Nehrinin, Altın Bir Dağı Saklaması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Fırat nehri, altından bir dağ açıp çıkarmadıkça kıyamet kopmaz! İnsanlar onun üzerine savaşıp birbirlerini öldürürler! Her yüz kişiden doksan dokuzu ölür! Onlardan her biri, kurtulanın ben olacağımı umarım diye temenni eder.”

Buhari 6973

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

Bu altın dağ ile kastedilen petrol değildir. Ebu Abiyye’nin İbni Kesir’in tefsirine yaptığı dipnotta söylediği gibi. Bunun birçok ciheti vardır.

1) Onun hakkındaki kesin ifade “Altın bir dağ” diye gelmiştir. Petrol ise hakikatte altın değildir! Altın, bilinen bir madendir.

2) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nehrin suyunun çekileceğini, altından bir dağın ortaya çıkacağını ve insanların onu göreceğini haber vermiştir. Petrol, yerin dibinden, derin mesafelerden aletlerle çıkartılıyor.

3) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) denizler ve nehirler içinde Fırat nehrini özel kılmıştır. Birçok bölgede olduğu gibi petrol yerden çıkartıldığı gibi denizden de çıkartılıyor.

4) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu hazinenin çıkartıldığında insanların birbirlerini öldüreceklerini haber vermiştir. Fırat’tan yahut başka yerden petrol çıkartıldığında insanlar birbirleriyle savaşmamışlardır.
47) Yağmurların Çok Olması, Fakat Nebatın Az Olması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İnsanlar üzerine kıldan yapılmış evlerin dışında hiçbir evin akmaksızın engel olamadığı yağmur yağmadan kıyamet kopmaz!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 2/262, 7567, İbni Hibban 6770

Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kıtlık senesi, yağmurun yağmadığı sene değildir! Fakat kıtlık senesinde yağmur yağdırılır, yağdırılır da yeryüzü hiç nebat bitirmez!”

Müslim 2904
48) Medine’nin, Şerlileri Yok Etmesi ve Ahir Zamanda Harabeye Dönmesi

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki, o zamanda kişi, amcaoğlunu ve yakınını, gel bolluk memleketine gidelim diye çağırır. Bilmiş olsalardı, Medine onlar için daha hayırlı idi. Nefsimi elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, Medine halkından biri oradan hoşlanmayarak çıkarsa, muhakkak ki, Allah ondan daha hayırlısını Medine’de halef kılacaktır. Haberiniz olsun ki, Medine şehri demirci körüğüne benzer. Kötü olanı çıkarır atar. Medine şehri, demirci körüğünün demirin kirini dışarı attığı gibi şerli/kötü kimseleri dışarı atmadıkça kıyamet kopmaz!”

Buhari 1752
49) Beytü’l-Haram’a Saygısızlık Edilip Kâbe’nin Yıkılması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Haceru’l-Esved ile Makam-ı İbrahim arasında bir kimseye biat edilir. Beytullah’ta/Kabe’de savaşı onun ehlinin gayrı hiç kimse helal saymayacaktır! Onlar orayı helal saydığı zaman, Arapların helak edilişini sorma! Sonra Habeşliler gelir, orayı öyle bir harap ederler ki, ondan sonra bir daha tamir edilmez! Kâbe’nin hazinesini de onlar çıkartır.”

Ahmed bin Hanbel Müsned 2/291, Albânî Sahiha 579

Yine Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kâbe’yi Habeşlilerden iki cılız bacaklı kimse tahrip edecektir!”

Buhari 1532

Mekke’de birçok kez savaş meydana gelmiştir. Bunların en büyüğü ise Şia fırkası Gırmıtîlerin hicri dördüncü yüzyılda yaptıklarıdır. Onlar, tavaftaki Müslümanları öldürmüşler, Haceru’l-Esved’i yerinden söküp memleketlerine götürmüşlerdi de uzun bir müddet sonra geri iade edildi.
50) Mü’minin Rüyasının Doğru Çıkması

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Zaman yaklaştığında mü’minin rüyası yalan çıkmaz! Mü’minin rüyası nübüvvetin kırk altı cüzünden biridir!”

Buhari 6889
51) Yazının Çoğalıp Yaygınlaşması

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kıyametten hemen önce sadece özel insanlara selam verilir ve ticaret yaygınlaşır, hatta kadın, ticarette kocasına yardım eder! Akrabalık bağları kesilir, yalancı şahidlik yapılır, hak şahidliği gizlenir ve kalem ortaya çıkar.”

Ahmed bin Hanbel Müsned 1/407

Amr bin Tağleb (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

‘Malın çoğalıp yaygınlaşması, ticaretin yaygın olması, ilmin zahir olması kıyamet alametlerindendir! Hatta bir adam bir şeyi satar da:

−‘Hayır, filan oğullarının tüccarına danışmadan olmaz!’ der. Koca mahallede bir kâtip aranırda bulunmaz!”

Nesei 4434

Şeyh Hamud şöyle demiştir:

“Bu hadisin manası, Allah en iyisini bilir bilgi öğrenme vesileleri olan kitapların ortaya çıkmasıdır. Nitekim zamanımızda fazlaca çıkmış ve dünyanın bütün köşelerine yayılmıştır. Bununla birlikte insanlar arasında cehalet ortaya çıkmıştır. Kur’an ve Sünnet bilgisi olan faydalı ilim azalmıştır. Kitapların çokluğu insanlara hiçbir şey kazandırmamıştır. Bu zamanda bilginin yayılma yollarından biri de internettir!”
52) İslam’ın Teşvik Ettiği Sünnetlerin Hafife Alınması

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bir adamın mescide uğrayıp da orada iki rekât namaz kılmaması kıyametin alametlerindendir!”

Taberani Mucemu’l-Kebir 2/296

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Mescidlerin yol gibi kullanılması kıyametin alametlerindendir!”

Taberani Mucemu’l-Evsad 9576
53) Hilalin Dolgun Gözükmesi

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Hilalin dolgun gözükmesi, kıyamet saatinin yakınlık alametlerindendir!”

Taberani Mucemu’l-Kebir 10/198

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Hilalin dolgun gözükmesi, kıyamet saatinin yakınlık alametlerindendir! Bir günlük hilal görülür ve ona iki günlük denir.”

Taberani Mucemu’l-Evsad 6864, Taberani Mucemu’s-Sagîr 877

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Bir günlük görülen hilale, iki günlüktür, denmesi kıyametin alametlerindendir!”

Taberani Mucemu’l-Evsad 9376, Albânî 5775
54) Ani Ölümlerin Çoğalması

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ani ölümlerin ortaya çıkması, kıyametin alametlerindendir!”

Taberani Mucemu’l-Evsad 9376

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

“Bu olay zamanımızda rastlanan şeylerdendir. İnsanlar arasında ani ölümler çoğalmıştır. Bir kimseyi sağlıklı, sağlam olarak görüyorsun sonra duyuyorsun ki, aniden ölmüş. Şu anda insanlar buna kalp krizi diyorlar. Akıllı kimse, ani ölüm gelmeden tevbe edip Allah’a yönelendir.”
55) Kadınların Çok Olup Erkeklerin Az Olması

Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Size öyle bir hadis söyleyeceğim ki, onu benden sonra hiç kimseden duyamazsınız! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“İlmin azalması, cehaletin ve zinanın ortaya çıkması, kadınların çoğalması ve erkeklerin az olması kıyametin alametlerindendir! Nihayet elli kadın için bir erkek idareci olur!”

Buhari 240

İbni Hacer (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu durumun sebebi, fitnelerin çoğalması, erkek ölümlerinin çok olmasıdır. Çünkü kadınlar değil erkekler harbe gider. Yine fetihlerin çok olup bunun neticesinde esirlerin çok olacağına ve bir adamın birçok cariye elde edeceğine işarettir.”

Ben derim ki; Bu görüşte şüphe vardır! Çünkü Ebu Musa (Radiyallahu Anh) hadisi, erkeklerin azalacağını belirtmiştir:

‘Erkeklerin az kadınların çok olmasından...’

Müslim 1012

Bana zahir olan odur ki, bu sırf kıyamet alametlerindendir, başka harici bir sebepten kaynaklanmamaktadır. Allah (Azze ve Celle) ahir zamanda erkek doğumlarının az olmasını, kız doğumlarının çok olmasını takdir edecektir. Kadınların çok olması, cehaletin ortaya çıkıp ilmin kaldırılması alametine uygundur.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, elli kadın şeklinde belirtmesi sayının gerçek manada kastedilmesini ihtimal ettiği gibi, çokluğu belirtmek için mecaz da olabilir.

Ebu Musa (Radiyallahu Anh)’ın rivayeti hadis bu görüşü teyit eder:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Tek bir adamı kırk kadının takip ettiğini görürsün!”

Müslim 1012

Kurtubi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:

“Bu hadis, nübüvvet alametlerinden bir alamettir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olacak şeyleri önceden haber vermiştir. Haber verdiği şey, özellikle zamanımızda ortaya çıkmıştır.”
56) Yalanın Çoğalması ve Haber Naklederken Doğruluğuna Dikkat Edilmemesi

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetimin sonunda bazı insanlar olacak! Size, ne sizin ne de babalarınızın duymadığı şeyleri haber vereceklerdir! Sizleri onlardan şiddetle sakındırırım!”

Müslim 6

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ahir zamanda çok yalancı deccaller olacak! Size, ne sizin ne de babalarınızın duymadığı haberler getireceklerdir! Sizleri onlardan sakındırıyorum! Sakın sizi sapıtıp fitneye düşürmesinler!”

Müslim 7

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

“Garip hadiseler zamanımızda ne kadar da çok. Bazı insanlar yalan söylemekten, doğruluğunu bilmediği sözleri nakletmekten hiç geri durmuyorlar! İşte bu insanları sapıtma ve fitneye düşürmedir. Bundan dolayı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları tasdik etmekten sakındırmıştır!”
57) Yalancı Şahidliğin Çoğalması ve Doğru Şahidliğin Azalması

Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kıyametten hemen önce yalancı şahidlik yapılır ve hak şahidlik gizlenir!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 1/407

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

“Hadiste geçen ‘zûr şahidliği’ bilerek yalan söylemek demektir. Yalancı şahidlik etmek, haklının hakkını gizlemek, hak üzere şahidlik yapmamak da yine haklının hakkını iptal etmektir. Yalancı şahidlik yapılması, buna karşılık hak üzere şahidliğin yapılmaması zamanımızda çokça rastlanan şeylerdendir.”
58) İnsanlar Arasında Yabancılaşmanın Ortaya Çıkması

Huzeyfe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kıyamet hakkında sordular. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Kıyametin bilgisi Rabbimin katındadır. O’nun vaktini Rabbimden gayri hiç kimse bildiremez! Fakat ben size kıyametin hemen öncesinde meydana gelecek alametleri haber vereyim. Kıyametin hemen öncesinde fitne ve herc olacaktır!”

Sahabeler dediler ki:

−Ya Rasulallah! Fitneyi biliyoruz. Ama herc nedir? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−“Habeşlilerin dilinde öldürmektir. İnsanlar arasına yabancılaşma atılır. Neredeyse kimse, kimseyi tanımaz hale gelir!”

Ahmed bin Hanbel Müsned 5/389

Şeyh Yusuf Vabil şöyle demiştir:

“İnsanlar arasında fitneler, karışıklıklar ve savaşlar çıkınca yabancılaşma baş gösterdi. İnsanların yanında madde ön plana çıktı, herkes kendi menfaatleri için çalıştı, başkalarının iyilik ve hakları göz ardı edildi, sonuç olarak o pis enaniyet yayıldı. İnsanlar kendi heva ve şehvetleri doğrultusunda yaşamaya başladı. Allah için sevme, iyilik ve takva üzere yardımlaşmayı oluşturan iman kardeşliği kalmadı.”

Print this item